KAHVE TADINDA SOHBETLER: PATRONLAR

1991 yılı idi, Londra’da çalışabilecek kadar İngilizce öğrenmiştim artık sıra çalışmaya, iş hayatına giriş yapmaya gelmişti. Gazetelere, sokaklarda gezerken işyerlerinin camlarına bakmaya başladım. İş ararken arkadaşların önemini o zaman anlamıştım, tanıdıklar önemliydi. Daha sonra çok yakın olduğum arkadaşlarımın değil sadece tanıdığım kişilerden daha çok yardım geldiğini fark ettim. Bu ileride ki iş hayatımda sıklıkla karşıma çıktı.
MBA için bir tez çalışması yapmam gerekiyordu. Bende Türkiye’de henüz yeni olan Fast Food sektörünü seçtim. Madem işe girmem gerekiyordu yeni işim bu konuda lider olan McDonald’s olmalıydı. Evime yakın olan Angel şubesine gittim.
Tamam, camda eleman aradıklarına dair yazı vardı. İçeri girdim bir Big Mac menü söyledim, çevreyi gözlemlemeye başladım. Bir kere çok temizdi, çalışanların kıyafetleri bile çok temizdi. Öğlene az kalmıştı ve kalabalık artıyordu. Çalışanlarda ki heyecan kolayca fark ediliyordu. Garibime giden herkes belli bir işi yapıyordu ve kesinlikle ne yaptıklarını iyi biliyorlardı.
Dışarı çıktım hava çok sıcaktı. Parka gittim banka oturdum. Kafamda kendimi McDonald’s da çalışıyor gibi kurguladım. Onların yaptığı işleri yapar gibi hayal kurdum. Evet o işi istiyordum. Kalktım ve şubeye geri döndüm. Çizgili gömlek giyen ve bir adım geride durup işleri gözleriyle takip eden kişiye gittim ve işe başvurmak istiyorum dedim.
Oturmam için masayı gösterdi, iş başvurusu için standart bir form getirdi. Hayatımda ilk kez iş başvurusu için form dolduracaktım. Başka işlerde çalışmıştım ama form hiç olmamıştı. Bu formun benzerleri ileride defalarca karşıma çıkacaktı.
Görüşme sonrası işe alındığımı ertesi gün saat 14.00’de gelmemi söyledi. Diğer çalışanlar meraklı gözlerle beni süzüyorlardı.
İlk işim kitapçıya gidip McDonald’s hakkında bulduğum tek kitabı almak oldu ve okumaya başladım. Evet McDonald diye birileri gerçekten varmış.

Ertesi gün işe gittim beni bir depoya götürdüler, iş kıyafetlerimi verdiler. İlk düşündüğüm, bana verilen 2 gömlek vardı ve biri kirlendi mi hemen elde yıkamalıydım. Bekarlık da en zor şey çamaşır yıkamak ve ütülemek.
Çalışanların yemek yediği bir odaya götürdüler ve giyinmem için yalnız bıraktılar. Odada kızlar da vardı, nasıl soyunacaktım. Kemerimi çözdüm, pantolonumu indirdim bir kız atladı durdurdu. Göstermedikleri bir kapı vardı. Her yeni girene yaptıkları bir şaka imiş. Ben gülmedim ama oradakiler için eğlence çıkmıştı.
O gün beni işime alıştıracak çalışan ile tanıştırıldım. McDonald’s da işler böyle yürüyordu. İşler parçalara ayrılmış ve her bir istasyonda yeni girecek olana eğitim verecek kadar bilgili olduğunuzda göğsünüzde ki rozete bir yıldız koyuyorlardı. Bana eğitim veren 5 yıldızın hepsini toplamış tek kişiydi. Ben de çok çaba göstererek 5 yıldızı 5 ay içinde alacaktım.
Bu çok rastlanan bir başarı değildi. Bundan 2 ay sonra Güney Londra ve Güney İngiltere’nin en iyi çalışanı seçildim. İşe başladıktan 7 ay sonra Floor Manager oldum. Bu pozisyona gelen ilk Türk’müşüm.
İlk günler bana verilen işi en kısa sürede yaptım. Sadece söylenenleri yaptım. Ray Kroc’un kurduğu bu muazzam sisteme inandım ve bir parçası oldum.
McDonald’s çalışanların en iyi eğitimi aldığı ve yapması gerekenleri eksizsiz yaptığı bir iş yeri idi. Bu sistemi tam olarak uyguladığınızda başarı arkasından geliyordu zaten.
Günümüzde bir McDonald’a gittiğimde çalışanların iyi eğitilmediğini üzüntüyle görüyorum. İşlerini sevmediği belli olan çalışanları fark etmek o kadar zor olmuyor.
Başarılı olan işletmeleri bire bir kopyalamak ve geliştirmek başarı getirir. Yüzlerce yıldır birçok akıllı insan olabilecek her türlü işi çoktan keşfetti.

İşinizde yenilikler yapabilirsiniz, işinizi geliştirebilirsiniz fakat yeni bir iş modeli yaratmak artık neredeyse imkânsız.
İşinizi başarı kazanmış bir başkasınınkine uyarlamak çok daha mantıklı. Tek yapmanız gereken o işletmenin ilk kurulduğu yıllarda ki halini kopyalamak. Daha sonra ki yıllar geliştirmek için çok zamanımız olacak.
Markalar başarıya ulaştıktan sonra bozulmalar başlıyor. Şu anki değil yükseliş yıllarında yaptıklarını kopyalamalı.
Wal-Mart’da Sam Walton özellikle rakiplerine düzenli ziyaretler yaparak onları taklit etti, onların en iyi adamlarını transfer etti. Walton’da işi kopya ederek başladı.
Starbucks’da Howard Schultz İtalya’da gördüğü kahve mekanlarını taklit etti. Başarılı kişi ve firmaların neyi başarılı yaptığını bulur ve sizde bunları örnek alırsanız başarı şansınız artar.
Çoğu firma gibi herkes için her şey olmaya çalışıp arada varlık nedenimizi kaybetmektense bir niş alan bulup aradan sıyrılmak gerekiyor.
Coca-Cola 1886’da Atlanta şehrinde Jacob’s Pharmacy adlı eczanede John Pemberton tarafından hazırlandı. Pemberton önce formüle kokain ekledi, ama dini bütün Hristiyanların baskısı ile formülü değiştirip içine Afrikalı kölelerin Amerika’ya getirdikleri kola tohumunu ekledi.
Cola satan dükkanlardan biri olan Jacop’s Drug Store’de bir müşteri Cola’nın sertliğinden şikâyet edince dükkân sahibi şişenin içine soda koyar. Artık herkes köpüren Cola istemektedir. Pemberton mütevazi bir paraya şirketi Willis Venable’e satar ve 1888’de öldüğünde yoksuldur. Ölmeden son hisselerini Asa Candler’e satar. Coca Cola 70 yıl sonra onu onurlandırıp mezarını yeniden yapar.

Satış sırasında formülünü de verir. Limon özü, ıhlamur özü, Hindistan cevizi yağı ve suyu, koka yaprağı suyu, vanilya, sitrik asit, portakal suyu ve kafein.
Candler tüm hisseleri iki ortağınla satın alır. Oda formülü kola yaprağı ve tohumu, kafein hariç değiştirir. Sonra koka yaprağında ki kokain alınır ve kullanılmaz.
1907’de ülkede içki yasaklanınca Cola satışları patlar.
Modern Coca-Cola’nın kurucusu Robert Woodruff sahibi olduğu şirket ‘den 1930’da yani bunca başarılı yıldan sonra bile memnun değildi. Faaliyetlerini güçlendirmek için Coca-Cola ihracat şirketini kurar. Bu önemli bir nokta. Şirketler yükseldiklerinde çoğu patron geliştirme yapmaya korkar, her şey yolundadır zaten. Çoğu şirket durdukları için arkadan gelenlere geçiliyor.
Robert Woodruff bu sayede Amerika dışına taşan bir niş alan yarattı. 1933’de Amerika’da büyük buhran başlamış ve dev firmalar batıyordu.
Çalışan erkek nüfusunun dörtte biri işsizdi. Bu karanlık günlerde Woodruff reklam bütçesini çok büyük oranda arttırdı.
Bu dönemde risk almayan birçok firma bunun acısını fazlasıyla çekti.
Coca-Cola Amerika dışında ki pazarlar sayesinde ayakta kaldı.
Benim hikayeme dönersek örnek alacağım bir firmada çalışmak çok zevkliydi. İnsan sevdiği işi yapınca başarılı oluyor. Müdür olduktan sonra sorumluluklarım arttı. İlk başladığımda en hızlı bulaşığı ben yıkarken diğer çalışanlar bana şaşırıyordu. Bana yavaş çalışmamı tavsiye ediyorlardı, onlara göre işi hızlı yaparsan sana başka iş verirlerdi. Ben ise bunu yeni bir iş öğrenmek için fırsat olarak görüyordum.
Sistem iyi kurulduğunda kişilerin çok önemi kalmıyor ve sistem uyumsuzları sistem dışına çıkarıyordu. Bu arada çıtayı yükselttiğim için düşmanda kazanıyordum.

Örnek alacağım bir firmada çalışmak çok zevkliydi. İnsan sevdiği işi yapınca başarılı oluyor. Müdür olduktan sonra sorumluluklarım arttı. İlk başladığımda yavaş çalışmamı tavsiye edenlerin üstüne çıkmıştım.
Bu durumu kabul etmeyenlerden 2 kişi işten çıkarıldı.
Yılın bazı günleri şubemize genel merkezden denetlemeye müfettişler geliyordu.
Bütün bir gün bizimle bütün istasyonlarda çalışıyor ve notlar veriyorlardı. Sadece gözlemlemiyorlar aynı zamanda hata yapıldığında uyarıyorlardı.
Bu denetlemeleri çok seviyordum. Kendimi göstermek için bir fırsattılar.
Denetlemeleri işlerini iyi yapan çalışanlar çok severler. Başarısı ile övünmeyenler ile çalışmayın.
Satışı McDonald’da öğrendim. Çapraz satışı, satış arttırıcı soruları orada gördüm.
Kasada çalışanların sadece hamburger isteyenlere Coca Cola önermesi ya da patates isteyene büyük patatese yönlendirmesi zorunluluktu.
Çalışanlar peçeteyi bir adet vermeliydi. Aynı şekilde ketçap ve mayonez ‘de bir tane verilirdi tabi müşteri isterse. Bu kuralları uygulamayanlar önce uyarılır, söz dinlemeyen işten çıkarılırdı.
Malzeme yerlerinden alınırken ilk girenin ilk çıkmasına çok önem veriliyordu.
Temizliğe aşırı önem veriliyordu. Lobide çalışan personelin yapması gerekenler yazılı idi ve bu işler artık ezbere bağlanmıştı.
Şimdi Türkiye’de ki McDonald’slara gittiğimde bu kurallara çok fazla uyulmadığını görüyorum. Bu çalışanların iyi eğitilmediğini gösteriyor. Burger King’in bu kadar arkasında kalmalarının nedenlerinden biri bu olmalı.
Bu arada McDonald’s ın kuruluşu hakkında da bilgi ediniyordum. Daha sonra başarılı olmuş birçok firmada da gördüğüm temel değerleri onda da gördüm.
McDonald’s hakkında aşağıda ki bilgiler bize başarılı bir iş kurmak için yaşın çok önemli olmadığını, coşku, işini sevmek, çok çalışmak, işe iyi insanları almanın ve onları eğitmenin başarıyı getirdiğini gösteriyor.

McDONALD’S HAKKINDA
McDonald’s Richard ve Maurice McDonald kardeşler tarafından kuruldu. 1930’da California’ya giden kardeşler önce filmlerde dekor işlerinde çalıştılar. Bir sinema açtılar. 4 yıl sonra para kazanamadılar ve o sırada çok popüler olan arabaya servis yapan bir yer açtılar. Yıl 1937 idi ve birkaç yıl içinde bayilik verebilecek hale geldiler.
Sosisleri kızartır ( hamburger yapmıyorlardı) içecekleri hazırlar, bir düzine branda bezi serilmiş tabureye oturan müşterilere hizmet ederken, 3 garson kız da park yerlerinde ki arabalara servis yapıyordu.
1940 yılında San Bernardino’da çok daha büyük bir arabaya servis lokantası açtılar. Dükkân sekizgen yapısı ile dikkat çekiyordu. Hafta sonları park yerini dolduran 125 arabaya yirmi garson hizmet veriyordu.
25 ürünlü menüde barbekü pirzola, sığır-domuz etli sandviçler vardı. Yıllık satış 200.000 USD kadardı.
1948’de 10 yıl önce hiç düşünmedikleri bir servete kavuştular. Rakiplerin baskısı gelmeye başlamıştı. Dükkândan çalınan kırılan malzemeler, garson kızların çektiği deri ceketli gençler, her yerde açılan taklitleri onları zorluyordu.
Yeni aldıkları karara göre işin temeli ve amacı hız olacaktı. Bütün işleri hız, düşük fiyat ve self servis esası ile artan satış hacmine dayanıyordu.
1948 yılında para makinası gibi çalışan dükkanlarını tam 3 ay kapattılar. Yani en tepedeyken ileriyi görüp kendilerini geliştirmeyi seçtiler.
Günümüzde birçok lider firmanın yapmadığı ve düşüşe geçtikten sonra zorda kalıp yapmaya çalıştıkları şeyi, başarılarının zirvesinde yaptılar.

20 garsonu çıkardılar, servis pencerelerini genişlettiler, mutfak düzenini hıza göre uyarladılar, 2 büyük hamburger makinası aldılar, karton tabak çanağa döndüler, menüyü yirmi beş maddeden dokuza indirdiler.
Menü de ki bu azaltma günümüzde ki firmalara örnek olmalı. Google’ın başarısını düşünecek olursak sadelik, müşteride doğacak kafa karışıklığını engeller. Müşteriye çok fazla seçenek verirseniz almamayı seçebilir.
Hamburgerler küçüldü, yarım kg kıymadan sekiz hamburger yerine 10 hamburger çıkarmaya başladılar.
Fiyatı 30 sentten 15 sente düşürdüler. Hamburgerler ketçap, hardal, soğan, turşulu hazırlanıyordu. Böylece müşterilerin düşünürken kaybedilen zamanı azalttılar, hem de yiyecekleri önceden hazırladılar.
Dükkânın açılışında kapının önüne SPEEDY adında bir şef garson karikatürü koydular.
Önce işler 1/5 e kadar düştü. Sabrettiler ve 6 ay sonra işler düzeldi. Menüye frape süt ve Fransız usulü kızarmış patates eklediler. Artık dükkâna aileler de geliyordu.
Sekizgen dükkân çatıdan tezgâha kadar cam olduğu için hazırlığı seyretmek bile bir olay oluyordu. Bu yiyeceklere karşı bir güven oluşturdu.
Dükkânın bu tarzı çocukları çekiyordu. Kardeşler çocukların önemini kavradılar, çocuklara şirin görülerek büyükleri çekmek kolay oluyordu. Çocuklara özen gösterdiler, hediyeler verdiler.
Hazırlık ve servis işlerinde, bir makine fabrikasında görülecek zincirleme üretim sistemine geçtiler. Bu sisteme uygun araç ve gereçleri tasarladılar. Dick üzerinde yirmi dört hamburger hazırlanabilen servis masası dizayn etti.
Servisin önünde ki en büyük engeli, yani insan öğesini ortadan kaldırmak için katı bir işletme yöntemi geliştirdiler. Artık pahalı şeflere gerek yoktu.

Mutfak çalışanları arasında uzmanlık dalları geliştirdiler. Üç kızartmacı, iki frapeci, iki patates kızartıcı, iki hazırlıkcı, üç tezgahtar yetiyordu.
Servis süresi otuz saniyeye inmişti.
Yiyecek sektöründe bu işletmenin bir benzeri yoktu. Kardeşler yeni çıkan süpermarket kavramını, lokantacılık alanında uyguluyorlardı.
1952’de American Restaurant Magazine, McDonald’s başarısını kapağına taşıdı. Bayilik başvurusu o kadar artmıştı ki kardeşlerin tüm zamanını alıyordu. Bayilik hakkında ilan bile verdiler.
1952’de ilk bayiliği 1000 USD karşılığı vermeye başladılar. Dikkat çekmek için dev gibi altın kemer logosu kullandılar. Ray Kroc ile tanışana kadar, yani iki yılda ancak on beş bayilik verebildiler. Kardeşler iş genişletme kavramına yatkın ve tutkun değillerdi.
Bayilere bir hafta eğitim veriyorlar, sonrada kendi hallerine bırakıyorlardı. Bayiler malzemeyi istedikleri yerden alıyor, istedikleri çeşidi, istedikleri fiyata satıyorlardı.
Kardeşler bayileri denetlemiyorlar, gelen parayı yeterli görüyorlardı. Herkes onları kolaylıkla kopya ediyordu. Kroc o sırada Multi mikser satıyordu ve kardeşlere de mal veriyordu. Kroc bir SATICI idi.
Kroc o güne kadar yüzlerce hamburgerci görmüş ama McDonald’s gibisini görmemişti. O da Starbucks’un sahibi Schultz gibi işleyen hazır tezgâhı görünce ben bu işin içinde olmalıyım dedi.
Kroc lise birde okulu bırakmıştı, o bir alaylı bir satıcı idi. Birinci dünya savaşı başlayınca on beş yaşında yaşını büyültüp Kızılhaç ambulans şoförlüğü yaptı. Beraber çalıştığı ikinci bir kaçak da Walt Disney idi. Garip gelecek ama Kroc dışa dönük, canlı iken Disney donuk ve içe kapalı idi.

1939’da Malt-a-mikser şirketini kurdu, büyük paralar kazandı. 2.dünya savaşında makinalarının yapımı için bakır bulamaz oldu.
Savaş sonrası işleri yeniden hızlandı. 1940ların sonunda yılda 25.000 USD kazanıyordu, bu para o zamanlar büyük paraydı. Bir golf kulübüne üye oldu, bu üyelik bir süre sonra onun hayatını değiştirecekti.
Eski tip büfelerin ortadan kalkması ile Kroc işinin üçte ikisini kaybetti. Artık başka bir şey satmalıydı.
1950’lerde otoparklı lokanta açmak için 300.000 USD gerekiyordu, bu büyük paraydı. McDonald’s ise arsa ve bina dahil 75.000 USD a kuruluyordu.
McDonald’s şirketini ülke çapında yaymak için kardeşlerden bayilik aldı. 1955’de yeni bayilik şirketi McDonald’s System Inc’ı kurdu. Bu isim 1960’da McDonald’s Corporation olarak değişti.
Anlaşma gereği kardeşler 950 USD bayilik parası ve yüzde 1.9 pay alacaklar, Kroc’un şirketi de bu yüzde 1.9 un yüzde 1.4 ünü hizmet bedeli olarak alacakdı.
Kroc bu şartları yeni bayilere shake makinalarını satmak için kabul etti. Sistemi değiştirmedi, yeni bir şey icat etmektense var olan ürünü satmak bir satıcı için çok doğaldı. Kroc kendi işini kurmaktansa kardeşlerin bayisi oldu. Böylece öğrenirken yanlış yapmakla vakit kaybetmedi. McDonald kardeşleri ikna ederek ilk lisansı alan Kroc, 1955’te yakınlarında kendine ait ilk McDonald’s restoranını açtı.
1961 yılında, uzun süren görüşmelerin ardından iki kardeşin haklarını ve şirketin tamamını 2.7 Milyon Dolar karşılığında satın aldı. Şirketi buna karşılık McDonald adını ve sistemini kendi hesabına pazarlama hakkını elde etti. Yaşı 53 idi.
Ne var ki bu firma, ancak emlak sektörüne girdikten sonra verimli olabildi. McDonald’s yeni restoranları inşa edebilmesi için arsa kiralamayı, inşaat masraflarını karşılamayı ve ardından bu binaları bayilere kiralama işini üstlenen

“Franchise Realty Corporation” (McDonald’s Emlak Acenteliği) şirketini kurdu. Bu fikri ona muhasebecisi vermişti.
Kroc McDonald’s kendilerini tanımlarken “ Biz hamburgerci değiliz, biz gayrimenkul işindeyiz “ derdi.
Kroc’un en büyük özelliği coşkusu, satıcılık mesleğinde ki iyimserliğiydi. Bu özellikler başarılı iş adamlarının da ortak özellikleridir. Ayrıca çevresinde çok iyi adamları tuttu, onlara çok karlı hisse opsiyonları verdi. İlk başlarda yöneticilerin hiçbiri üniversite mezunu değildi. Onlara sonsuz yetki verdi.
Bu arada ürünlerde ve pişirme tekniklerinde standartlar belirledi. Özel patates ve özel patates kızartma makinaları ürettirdi. Et endüstrisinin görmediği katı kurallar getirdi.
Amerikan Tarım Bakanlığı yüzde otuz üç yağ kullanımına izin verirken o hamburgerde yüzde on yedi ile yirmi buçuk standart koydu. Hamburgerlere katmasına izin varken hiç dolgu maddeleri eklemedi. Hamburgerleri yüzde
Seksen üç otla beslenen sığırın sırt bölgesinden, yüzde on yedi oranında tahılla beslenen sığırın kaburga altı etinden yaptı.
Dükkanları ve tuvaletleri sektörde görülmeyecek derecede temizdi. Kişisel olarak elinde diş fırçası temizlik yaptığı görülüyordu.
1957’de artık para kazanmaya hazırdı. Bayilik satış fiyatını 1956’da 1.500 USD a 1961’de de 10.000 USD a çıkardı.
Şirketi kara geçiren işe aldığı muhasebeci Harry Sonneborn oldu. Sonneborn bayilerden yüksek para almak yerine, bayilere kiralanacak emlak işinden para kazanma fikrini geliştirdi.

Kroc bu formül ile üyesi olduğu golf kulübünde ki arkadaşlarını bayi yaptı. Bayiliği dükkân başına ve belirli bir yıl sınırı ile veriyordu. Bayi başarılı ise başka dükkân hakları da veriyordu ve süresi uzuyordu.
Sonneborn emlak şirketini kurdurdu. Şirket lokanta açılacak yerleri belirliyor, arsa sahipleriyle inşaat için anlaşıyor, sonunda yeri arsa sahibinden kendi kiralıyor ve sonrada bayiye kiralıyordu. Karşılığında da belli bir pay alıyordu.
Mülk sahibinle aylık sabit kira üzerinden (500-600 USD) anlaşıyor, bayiye kiralarken de başlangıçta yüzde yirmi, sonra da yüzde kırk kar koyuyordu.
Mülk sahiplerinle anlaşmaya ise kiranın yirmi yıl arttırılmama şartını koyuyordu. Satışlar yüksek olursa bayi Kroc’a yüzde olarak kira ödüyordu ( Bu miktar yüzde beş 1970’de yüzde sekiz buçuk oldu)
Bir zaman sonra mülkü satın almaya başladılar. 1960’da McDonald’s ın mal varlığı 12,4 milyon USD dı ve bir önce ki yılın dört katıydı.
Bayilik için 10.000 USD depozito almaya başladı. Bu parayı arsa alımında kullanıyordu. Arsayı alıyor, aldığı depozitolarla peşinatı ödüyor, kalanı arsa sahibine veya bankaya borçlanıyordu.
McDonald’s bugün, 119’den fazla ülkede 34.000’den fazla restoranla hizmet veriyor. Bunların 13.000’den fazlası Amerika dışında bulunuyor. Restoranların yaklaşık %80’i işletmeciler, diğerleri ise McDonald’s şirketinin kendisi tarafından çalıştırılıyor.
Her gün dünyada ortalama 69 milyon insan McDonald’s restoranlarını ziyaret ediyor. Dünyadaki McDonald’s restoranlarında çalışanların sayısı ise 1,8 milyonu geçiyor. ABD’de nüfusun %98’i yılda en az bir kere McDonald’s’a gidiyor.
Dünya genelinde McDonald’s faaliyetlerini, şirketin ABD’de yakınlarında ki merkezinden yönetiliyor.

McDonald’s’ın yine Oak Brook’ta bulunan uluslararası eğitim merkezi ‘nde de her yıl, dünyanın her köşesinden binlerce McDonald’s işletmeci ve çalışanı, hamburger işinin inceliklerini öğreniyor. McDonald’s sistemindeki en önemli unsurlardan biri eğitimdir.
McDonald’s çalışanları ve işletmecileri, sistemi en mükemmel şekilde öğrenmek üzere yoğun bir eğitim programından geçerler. Her McDonald’s işletmecisi, restoranı faaliyete geçmeden önce 8-12 aylık bir eğitim alır. Bu eğitimin son aşaması ise Chicago’daki Hamburger Üniversitesi’dir.
Hamburger Üniversitesi, McDonald’s’ın tüm dünyadaki işletmeci ve üst düzey çalışanlarının, McDonald’s ürünleri konusunda uzmanlık eğitimi aldıkları bir eğitim merkezidir. Her yıl ortalama 3000 kişinin “İleri Derecede Operasyon” kursuna katılır.
Hamburger Üniversitesi, 1961 yılında Elk Grove-Illinois’ta kurulmuştur. İlk yıllarında tek bir laboratuvarda 10 kişiye eğitim verebilen Hamburger Üniversitesi, yıldan yıla geliştirilmiştir. 1968 yılında daha modern bir binaya taşınan merkez için, ilerleyen yıllarda yeni ve büyük bir kampüs inşa edilmiştir.
Hamburger Üniversitesi, 1983 yılından bu yana, Oak Brook-Illinois’ta kurulan bu kampüste eğitim vermektedir. İçinde amfi tiyatro şeklinde tasarlanmış sekiz sınıf, sekiz seminer salonu, bir kütüphane, dört tam teçhizatlı laboratuvar, iki yapay gölün yer aldığı, ağaçlar içinde, 12.000 metrekarelik bir alanda kurulu bu kampüste, McDonald’s işletmeciliği tüm yönleriyle ele alınır. Üniversitede interaktif test yönteminden simüle çeviriye kadar, modern eğitim teknolojisinin tüm olanaklarından yararlanılır.
Hamburger Üniversitesi’nde eğitim veren 20 profesör, restoran yönetiminin değişik kademelerinde hizmet vermiş kişilerdir. Üniversitede ayrıca, genel merkez kadrosundan da eğitmen olarak yararlanılır.
McDonald’s ın Londra’da olan ( ki bu o zaman Avrupa’da ki tek McDonald’s Hamburger Universitesi idi ) Üniversitesine gidip sınavları başarı ile verip müdür olduktan sonra mağazanın haftalık siparişlerini hazırlamayı öğrendim. Bu önemli bir görevdi. Haftanın belli günleri oluşturulan formülleri kullanarak merkeze kullanılan malzemeyi sipariş veriyorduk.
Bir yıl, bir ay, bir hafta önce ki satış rakamları baz alınarak oluşturulmuş rakamlar ile çarpılarak o gün harcanacak malzeme miktarları çıkarılıyordu. Küsuratlar dikkate alınıyor ve net siparişler elde ediliyordu. Çalıştığım iki sene içinde hiç yoka düşmedik. McDonald’s ın içine girdikçe hayranlığım artıyordu.
Kasada duran operasyon kitabı bir ansiklopedi kalınlığında idi. Onun cebe girecek şekle sokulmuş hali de her müdürün cebinde idi.
Şansa yer yoktu. Tüm yapılacaklar kitaba yazılmıştı. Makineler kaç derecede, ne zaman hazırlanacak, patates kaç derece de kaç dakika pişecek, ne kadar tuz, hangi yönde dökülecek.
Tuvaletler kaç dakika da bir kontrol edilecek gibi her şey planlıydı. Ekmek tepsileri farklı renklerde idi ve bu tazeliği sağlama alıyordu. İnanılmayacak bir düzen vardı.
Aynı askeri düzen vardı. Askerlik yapanların bildiği gibi askerlerin boş durmalarına izin verilmediği gibi McDonald’s da da kimse boş duramıyordu. Saat ücreti ile çalışıldığından işler yavaşlayınca personel eve gönderilirdi. Mağaza müdürleri mağazanın karlılığına göre prim alıyorlardı.
McDonald’s Amerikan kültürünü temsil eder. Günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde açtığı restoranları ile bu ülkelerin kültürlerine de uyum sağlamıştır. Örneğin Suudi Arabistan’da 5 vakit namaz zamanlarında şubeler kapanır.
Dünyanın var olduğu ülkelerinde ki her çeşit gelire sahip aileleri için dışarıda yenecek bir yemeği temsil eder. Kalabalık ailelerin karşılayabileceği bir paraya, onlara mutluluk sunar.
Pek çok ülkenin gıda sektörünü değiştirmiştir. Tedarik zinciri yönetimi, kalite, hijyen standartları gibi şeyler ile onları tanıştırdı.

Ana stratejisi ” Restoran işletmeciliği ve Kalite, Temizlik, Hizmet ve Değer gibi dört köşe taşına odaklı ” dır.
Kazanma planına odaklı çok net stratejileri vardır.
” Sadece daha büyük değil, aynı zamanda daha iyi ” mantrası, stratejisi vardır. McDonald’s markasını bu strateji başarı ile dönüştürerek ve daha sağlıklı yeni menü seçeneklerinden restoranları yeni baştan tasarlamaya kadar sürekli gelişen adımlar atar.
Her şeyi standartlaştırma gayreti içindedir.
McDonald’s sistemi bende hep hayranlık uyandırdı.
McDonald’s hakkında ki gözlemlerim:
– Standart mağazalar, yemekler, hizmet. (Starbucks ve Wal-Mart ile aynı)
– Örneğin bütün McDonald’s restoranlarında kullanılan Hamburger köfteleri 44,5 gram ağırlığında, 98 milimetre çapında ve 7 milimetre yüksekliğindedir. Etin pişme süresi ise 40 saniye ile 44 saniye arasında değişir. Her hamburgerin yapılma süresi vardır. (177 derecede ve 39 saniyede pişmesi, ekmeğin 214 derece sıcaklıkta 60 saniye kızarması, patateslerin 168 derecede 2 dakika 55 saniye kızarmaları şart.)
– Tanınır bir logo.
– Hızlı servis.
– McDonald’s’da ürünler en taze haliyle satışa sunulur. Hazırlandıktan sonra 7 dakika içinde satılmayan patates kızartması, 10 dakika içinde satılmayan sandviçler satıştan çekilir.
– Ford’un üretim modelini taklit ettiler.- Sahibi bir satıcı idi. (Starbucks ve Wal-Mark gibi)
– Sahibi işine coşku ile bağlı idi. (Starbucks ve Wal-Mark gibi)
– Uzman kişiler ile çalıştılar, iyi ücretler verdiler.
– Bayilerinin fikirlerine önem verdiler. Bayilerinden Jim Delligatti, işlerin düşmesine sinirlenerek özel sosu ve içinde her türlü garnitürü bulunan iki katlı bir hamburger yapar. McDonald’s kendi ekmeklerinin kullanılması şartı ile bu hamburgerin satılmasına izin verir. Bu hamburgere Big Mac ismi verilir ve böylece McDonald’s’ın ikinci yükseliş dönemi 1967’de başlar. Big Mac toplam satışı %12 arttırdı.
McDonald’s Big Mac için bir reklam kampanyası başlatır. Yeni ürünün içindeki malzemeler tek tek sayılmaktadır. Birkaç şubesi olan Max Cooper eski bir reklamcıdır ve kendi şubelerinde dört saniye içinde tüm malzemeleri sayan müşterilere bir adet Big Mac bedava verir. Reklam ajansı dört saniye içinde ” iki köfte, özel sos, kıvırcık salata, peynir, turşu, soğan ve üzeri susamlı yuvarlak ekmek ” demeye çalışan müşterilerin seslerini kayda alıp yeni reklam spotunda kullanır. Bu aksiyon ve reklamlar satışları %25 arttırır.
– Yeni ürün talebi sonucunda 1969 yılında Litton Cochran şubesinde reçetesini annesinden aldığı dondurulmuş elmalı tatlıyı satmaya başlar. Başarı büyüktür ve tüm ülkede satışına başlanır.
– Yine bir şube sahibi patateslerin porsiyonlarını yüzde altmış büyültüp fiyatını yüzde yetmiş beş arttırdı. Buda tüm McDonald’s lara yayıldı.
– Farklı özelliği olan kişileri işe aldılar, onlara özgürlük verdiler.
– Bayilik sistemi kurdular. Bölge bayiliği vermediler. Franchising sistemini ilk bulan Baskin Robbins firmasından kopya ettiler.
– Fast Food’da yepyeni bir çığır açtılar. ( Xerox, Fedex, Apple, Starbucks gibi)
– Esnektiler, doğru olanı yaptılar.
– Kilit personeli ortak yaptılar.
– Operasyon kitabı hazırladılar.
– Elemanlarını eğittiler.
– 1955 yılında Marry Ann isimli küçük bir fırının sahibi Louise Kuchuris, McDonald’s’ın kurucusu Ray Kroc’a ilk restoranının otoparkını yapması için para yardımında bulunur. Bunun karşılığında ise Ray Kroc tüm sandviç ekmeklerini Marry Ann’den alacaktı. Böylece McDonald’s ile East Balt ilişkisi 1955 yılında başlamış olur. O yıllarda sadece bir McDonald’s restoranına hizmet veren bugünkü East Balt, McDonald’s ile büyüdü ve dünyada 18 fabrikaya ulaştı.
– Etkin bir denetleme sistemi kurdular. Yılın belli zamanları müfettişler beklenmedik zamanlarda tüm gün süren denetimler yaptılar.
– Yöresel ürün de sattılar. Bir hamburger köftesi, besi çiftliğinden müşteriye ulaşana kadar, 85 ayrı kontrol noktasından geçer.
– Bir kurum kültürü oluşturdular. (Starbucks ve Wal-Mark gibi)
– Çocuklara önem verdiler. McDonald’s’ın çocuk yardım vakfı var.
– Kroc hep sahada idi, rakiplerinden de öğrendi.
– Üniforma ile çalışan arası bağlılığı yarattılar.
– Çalışanlara yıldız verip motive ettiler.
– Açık metinler halinde standart görevler yarattılar. Standart formlar kulandılar.
Kroc gibi bir satıcı olan ve satış mesleğinin babası olan

NCR şirketinin sahibi John Patterson’a baktığımızda da Kroc gibi kendine özgü kişiliğini görürüz.
Patterson o güne kadar görülmemiş yeniliklere imza attı.
– 1880’de yazar kasanın patentini satın aldı. Yazar kasayı bulmamıştı, ama kazancı kokladı.
– Liderler yetiştirdi. IBM in kurucusu Thomas Watson onun satış müdürü idi.
– John Patterson, yöneticilerini kovduktan sonra onları işe geri alarak kendilerine olan güvenlerini kırmak gibi bir taktik geliştirmişti. Uzun yıllar sağ kolu olarak görev yapan, daha sonraki yıllarda IBM’i kuracak olan Thomas Watson’u bile kovmuşluğu vardır.
– Satışa prim sistemi yarattı.
– Satıcıları doğada kampa sokuyor, sonra işe alıyordu.
– Satıcıların kişisel gelişimine katkı sağlıyordu.
– Fuarlara katıldı.
– Satış itirazları ile baş etmek için ilk satış kitabını bastı.
– 1924’de satış için eğitim kampları düzenledi.
– Kadın çalışanlar için fabrikada kreş kurdu.
– Reklam, satış kampanyaları düzenledi.
– Başarılı satıcılara toplantıda ödüller verdi. Araba bile vermiş.
– Okumayı çok seviyordu, olumlu düşünceye, coşkuya sahipti.

FEDEX
Kurucusu Michael Basch bir lider olarak ne istediğinizi netleştirir çalışanlarınızı isteğinizi yerine getirmeleri için özgür bırakırsanız başarırsınız der.
– Çalışanlarını ödüllendirir.
– Ortak bir görüşe ve bağlılığa sahip çalışanlar.
– En iyi performansa sahip 150 çalışanına 5 yıldız verir.
– Müşteri övgüsü alanlara Altın Kartal ismi verir.
– İyi davranışa 150 USD ödül verir.
– Rozetlerini üniformalarına asarlar (McDonald’s gibi, Starbucs’da siyah önlük gibi)
– Her yıl 40 saat eğitim.
– Her yıl bir sınav.
– Çalışanlarına 1.000 USD hataları önleme harcama yetkisi.
– 1979’da kuryeler, elde taşınır bilgisayarlar kullanmaya başladılar.
– Kamyonetlerinde bilgisayar bulunan dünyanın ilk ekspres kargo firması oldu.
– 1993’de Paket Takip Yazılım’ının kullanılmaya başlamasıyla müşteriler, iş yerlerinden çıkmadan paketlerini takip edebilmeye başladılar.
– Müşterilerinin İnternet üzerinden iş yapmalarını sağlamak için online paket durumu takibi sunan ilk kargo şirketi Web sitesi olan fedex.com’u açtı.
– Müşterilerine online olarak gönderi işlemleri yapmalarına olanak sağlayan ilk şirket oldu.

GOOGLE
– Başarılı çalışanlara Kurucular Ödülü
– Ücretsiz kahvaltı, öğlen, akşam yemeği.
– Sınırsız hastalık izni.
– Spor salonu, bisiklet tamir servisi, öğlenleri dil kursu.
– Yılda 27 gün izin.
– Merkezde 11 restoran var.
FERRARİ
– Şirket etkinlikleri, Grand Prix’de VİP yer.
– Spor salonu
– İndirimler
– Çalışanlara ve çocuklarına tıbbi kontrol, ilaç yardımı.
– Ücretsiz dil eğitimi.
– İş yerine yakın 22 stüdyo, 42 iki yataklı oda, 58 tane üç yataklı oda.
– Restoran, bar.

STARBUCKS
– Çalışanlarına hisse verdi.
– En iyi tadı sunabilmek için en Üstün kaliteye ulaşabilmek adına, sürekli müşteri deneyimlerini elde ederek, sohbet edilen, ilişkilerin yoğun olarak yaşanacağı ve bu ilişkilerin ilk günkü gibi taze kalmasını sağlayacağı hem entelektüel hem de romantik bir mekân kurmayı amaçlıyor.
– Çalışanlar müşterilerine sundukları ürünleri birkaç kez tatmadan ve iyice tanımadan işe başlayamıyorlar.
– Çalışanlara her altı ayda bir performans değerlendirmesi yapılıyor. Çalışmaya başlamadan evvel bir aylık bir eğitim süreci var. Bunun ilk bir haftası Starbucks’ın genel felsefesi, müşteri ile iletişim ve kahve bilgileri anlatılıyor. Sonraki üç hafta ise mağazada pratik eğitim alıyor ve barista sertifikası almaya hak kazanıyor.
– Hijyen eğitiminden yiyecek eğitimine kadar bir yılda 5 ya da 6 kere eğitim almaya devam ediyorlar. Barista, eğitim sonunda öyle bir hale geliyor ki, hangi tür kahvenin hangi pastayla uyum sağlayabileceğini çok rahat bir şekilde bilir hale geliyor. Yani ürünü ve hizmeti tanıyarak servislerini gerçekleştiriyorlar
– Halka arzda çalışanlara kar dağıtıyor.
– Çalışanlarına sağlık sigortası yapıyor.
– Müşterilerini çekici bir mekânda ağırlamak için en ideal ortamı meydana getirmeye çalışıyor.
– Kaliteli kahveyi, İtalyan kafelerini taklit ederek romantizm katıp servis ediyor.

– Çalışanlarına müşteriyi mutlu etmekte kullanması için parasal yetki veriyor.
– Bedava Wi-Fi hizmeti veriyor.
– O kadar rahat bir ortam meydana getiriyor ki, istediğiniz kadar otursanız (başkasını rahatsız etmemeniz şartıyla) kimse gelip size “bir şey alır mısınız?” diye sormuyor.
– Gizli müşteri stratejisini kullanarak, kendi kendini denetlettiriyor. Normal bir müşteriymiş gibi davranan şahıs aslında Starbucks tarafından tutulan bir gizli müfettişten başkası olmayabilir.
– Starbucks, bayilik sistemiyle çalışmıyor. Tüm mağazaları kendi yönetimi tarafından açılıp, işletiliyor.
– Müşteriye isimle hitap ediliyor. ( The Ritz Carlton gibi)
– Müşteri aldığı ürünü beğenmezse anında iade edebilir. Sorgulanmaz ve istediği içecek kendisine sunulur. Değiştirme konusunda çekinenler olsa bile kafedeki yönlendirme yazılarıyla müşterinin rahat olması amaçlanıyor.
– Kahve atıklarını evde çiçeklerine gübre yapsınlar diye isteyen müşterilerine dağıtıyor.

WAL-MART
– Herhangi bir müşterisinin rakibe gitmesini engelleyecek kadar fazlaca ürün bulundurma. Sıradan bir Wal-Mart’ta en az 150 bin ürün bulunuyor. Eğer her gün, 50 değişik ürün alsanız bile aynı ürüne sıra gelmesi için 7,5 yıl beklemeniz gerekiyor. Her hafta Wal-Mart’tan 127 milyon Amerikalı alışveriş ediyor. Saatte 40 milyon dolar ciro yapıyor ve her dakika 23 bin dolar kâr ediyor.
– İnsan kaynakları yönetiminde ve geliştirilmesinde odaklanılmış bir program. “Farkı çalışanlarımız yaratır”. En iyisini işe almak, en iyi eğitimi vermek, çalışılacak en iyi yer olmak. Yeryüzüne dağılan 5 bine yakın şubesinde 1.6 milyon kişi çalıştırıyor Her sene 600 bin eleman işe girip, çıkıyor.
– Dünyanın en büyük veri tabanına sahip. Wal-mart her mağazasında, her eyalette, bir saat içinde kasiyerlerinin her bir kasadan kaç tane ürün geçirdiklerini verimliliği ölçmek için, takip ediyor. (Bir kasiyer bir saat içinde dört yüz ile beş yüz arasında ürün geçiriyor yani dakikada altı ile sekiz arasında)
– Süreklilik. Tüm mağazalar 7 gün 24 saat açık. Bir mağazada ne kadar tadilat olsa bile bir gün dahi mağaza kapatılmaz. Her sene Amerikalıların yüzde 93’ü en az bir kere Wal-Mart’ta alışveriş yapıyor.
– Wal-Mart’ın muazzam depoları vardır ve eksilen malları anında yerine koyar. Kendi dağıtım ağını kendi kurar ve nakliyeden tasarruf eder. Wal-Mart mükemmel bir dağıtım ağı kurar. Kamyonlar gece-gündüz yol yapar, mal yetiştirmeye çalışırlar.
– Wal-Mart’ta People greeter denilen müşteri memnuniyeti temsilcisi diyebileceğimiz kişiler çalışıyor. People greeter’ın iki görevi var. Birincisi müşterileri karşılamak, onlara yardımcı olmak ve kendilerini daha iyi hissetmesini sağlamak, yani bir müşteri hizmeti. İkinci görevi ise güvenlik. Hırsızlığı engelleyen bir rolleri var. Mağazaya başka yerden satın alınmış ürünlerle gelen biri olduğunda bunları kaydediyor, kontrol ediyor.
– Sadece yönetim her hafta 5 bin 500 toplantı düzenliyor. (Özellikle Sam Walton tarafından 1962 ‘den beri sürdürülen “Cumartesi Sabah Toplantıları ” Bütün kademelerdeki çalışanların katıldığı eğlenceli ve ciddi geçen toplantılarda Walmart’ı daha ileri seviyeye getirmenin yolları aranıyor ve iyi çalışanların ödüllendirilerek motivasyon arttırılıyor.
– Müşterilerinin tekrar tekrar gelmesi için beklentilerini üstünde hizmet sunmak. Aldığınız ürünü (başka bir mağazından almış olsanız bile) bir ay sonra götürüp iade edebilirsiniz.
– Wal-Mart’ın terk ettiği ürün merkezli sloganı “Always Low Prices” yani daima düşük fiyat, daima en ucuz.
Şu an geçerli, olan müşteri merkezli sloganı:”Save Money, Live Better ” paranı koru daha iyi yaşa.

FOUR SEASONS
– Büyük odalar.
– Kasiyersiz, otelin kapısında müşterileri karşılama.
– Odalarda bornozlar.
– Odalarda saç kurutma makinası.
– Odalarda şampuan.
– Odalarda makyaj makinaları.
– Masaj odaları.
– Fitness odaları.
– Sigara içilmeyen katlar.

RITZ
– Otelde sık gelen konuklar 2 ziyaret aralarında elbiselerini otelde bırakabilirler. – Havalimanına yolculuk için giden konuklara yemeleri için kumanya verilir.
Yukarıda ki firmaları diğerlerinden ayıran en önemli fark kurucularının VİZYONLARI, MİSYONLARI vardı.
Türk şirketlerine bakınca dışarıdan kopya ettikleri destan gibi Vizyon ve misyonları var. Ama bunlar sadece duvarda kalıyor, olması gerektiği gibi çalışanlar tarafından sahiplenilmiyor.
Benim hoşuma giden vizyon ve misyonu gerçekten basit ve akılda kalması kolay olan firmalardan biri ÜLKER oldu.
ÜLKER
Vizyon : Tüketicinin en çok tercih ettiği marka konumunu daha da güçlendirerek sürdürmek ve dünya pazarlarında gelecek 10 yıl içerisinde ilk 5 firma arasında yer almak.
Misyon : Şirketimiz ve Yıldız Holding’e bağlı tüm şirketler “Her insanın, hangi ülkede yaşarsa yaşasın, güzel bir çocukluk geçirme hakkına sahip olduğu inancı” ile kurulmuştur.
Şaşırtıcı olarak en büyük firmalarımızın bile işe yarar, kısa, akılda kalıcı, uygulanabilir Vizyon ve Misyonları yok.

Birde dünya çapında markamız olan Mavi Jeans’a bakalım.
MAVİ JEANS
Vizyon :
Jean odaklı bir moda markası olarak bulunduğu pazarlarda lider olmak.
Misyon :
– Müşterisine yakın, jean odaklı bir moda markası olmak.
– Markayı yansıtan her noktada tüketiciye yeni bir deneyim yaşatmak.
– Ürün kalitesinde tutkulu, tasarımda yenilikçi olmak.
– Ürün mükemmelliği, dijital dünyanın gerekleri ve perakende mağazacılık deneyiminde öncü bir şirket olmak.
– Çalışanların güven duyduğu, müşterilerin gönül bağı kurduğu, iş ortaklarının kalıcı olduğu kurum kültürünü sahiplenmek.
Ülker ile Mavi Jeans vizyon ve Misyonlarını karşılaştırınca hangisi işe yarar, kısa, akılda kalıcı, uygulanabilir, daha derli toplu? Yorumu size bırakıyorum. İleride bu konuya tekrar döneceğiz.
Vizyonuna lider firma yazanlar o kadar çok ki. Misyonunu nerede ise kitap haline getirenler.
Jeffrey Abrams, The Mission Statement Book adlı kitabında şirketlerin misyon bildirgelerinde en çok hangi kelimeleri kullandığını incelemiş.
Lider açık ara önde, Müşteriler, Kalite, Toplum, En İyi takip edenler.

Misyonu uzun tutmaktansa, oldukça kısa, bir mantra haline sokmak daha mantıklı geliyor.
Starbucks’ın “Starbucks’ı büyüdükçe kuruluş ilkelerimize bağlı kalarak, dünyanın en mükemmel kahvesini sağlayan kuruluş konumuna getirmek ” yerine ” Her anınızı ödüllendirir ” mantrası daha ilham verici değil mi?
Sadelik çok daha faydalı oluyor çoğu zaman.
Coca Cola nın misyonunu ” Coca-Cola Company dokunduğu herkese yarar ve serinlik sağlamak için vardır ” iken ” Dünyayı serinletir ” mantrası daha akılda kalıcı değil mi ?
Hepimizin yazılı bir Vizyonu ve Misyonu olmalı. Peki Vizyon ve Misyon nedir?
VİZYON NEDİR ?
Vizyon; hedefimiz, gelecek hayalimizdir. Vizyon; mevcut gerçekler, umutlar, hayaller, tehlike ve fırsatlardır. İşletme yönetiminde, işletmenin uzun dönemde gitmek, var olmak istediği yerdir. Vizyon; liderin enerji ve kaynaklarını yönlendirdiği bir hedeftir. Verilmiş çerçevenin dışına çıkmaktır. Tutku ile vizyona sarılan bir ekip her şeyi başarır.
5 Yıl sonra nerede olacağız? İşimiz ileride ne olmalı?
Hangi iş kollarında olacağız?
İşimizin ileride pazarda ki konumu ne olacak?
Gelecekte hangi müşteri gurubuna odaklanacağız?
Vizyon hangi temelin korunacağı, hangi geleceğin ilerlemeyi hızlandıracağı konusunda kılavuzluk eder. Amerika başkanı John Kennedy’nin 12 Eylül 1962 günü Houston’da ki konuşması bir ülkeye verilmiş en sade vizyondur.
“Önümüzdeki on yıl içinde Ay’a gitmek ve daha başka birçok şey yapmak istiyoruz. Bu amaç, en üstün yetenek, becerilerimizi organize etmeye ve ölçmeye yarayacağı için; bu, kabul etmeye canı gönülden hazır olduğumuz,
ertelemek istemediğimiz ve kazanmayı kafaya koyduğumuz bir meydan okumadır ”
Bir firmanın arzuladığı net ve anlamlı bir gelecek Vizyonu çalışanları kendine çeker. Onlarda enerji ve bağlılığa yol açar.
Şirketin her kademesinde eylem ve kararlarda yol gösterici olur, herkesin aynı amaç doğrultusunda çalışmasını sağlar.
Vizyon esin yaratıcı olmalıdır. Tüm şirket çalışanlarının önüne net bir yol ve bu yolda öncelikler koymalıdır. Aynı zamanda müşterileri bilgilendirmelidir.
Ford : Geniş bir halk kitlesi için motorlu bir otomobil yapacağız. Fiyatı o kadar düşük olacak ki iyi bir maaşı olan herkes alabilecek. Atlar yollardan yok olacak. Biz çok sayıda insana iyi ücretlerle iş vereceğiz. (Tabi onlarda FORD alacak)
Unilever : İnsanların güzel görülmelerine, kendilerini daha iyi hissetmelerine ve hayattan daha çok zevk almalarına yardımcı olmak.
Mcdonald’s : Dünyanın en iyi hızlı servis restoranı olmak.
HSBC : Dünyada başı çeken finans hizmetleri şirketi olmak.
Apple Store : Hayatları zenginleştirmek.
Ne kadar sade ve işe yarar bir Vizyonlar.

Göz alıcı, farklılık yaratıcı bir Vizyon aynı zamanda yalın, somut, esnek olmalıdır. İnsanlar vizyon sayesine yaptıkları işin değerini ve nedenini anlarlar. Çalışanların
sonuca odaklanmalarını sağlar, güven, ekip çalışması, istikrar da sağlar. Çalışanlar birbirlerini örnek alırlar, nede olsa başarı bulaşıcıdır.
GE’in 1981-1995 boyunca vizyonu “İçinde yer aldığımız bütün pazarların bir ya da iki numarası haline gelerek “dünyanın en rekabetçi firması “olacağımızı ve bunu da bu hedefe varma performansı gösteremeyen bütün işleri ya düzelterek ya satarak ya da kapatarak gerçekleştireceğiz ”
MİSYON NEDİR ?
Misyon çok basit bir şey hakkında çok fazla boş konuşulan bir konudur.
Çoğu şirket misyonu üst düzey çalışanlarına kapının girişine vizyonlarının yanına asmak için yaptırmaktadır.
İyi bir misyon “Bu işten nasıl kazanmayı düşünüyoruz “a ışık tutmalı.
Misyon bize aşağıda ki soruların cevaplarını vermeli. Amacımızı belirtmeli.
İşimiz ne, doğru işimizi yapıyoruz?
Müşterilerimizi gereksinimlerinin hangilerini karşılıyoruz?
Müşterilerimizin gereksinimlerini nasıl karşılıyoruz?
Şirket neden var, eğer şirket olmasaydı ne eksilirdi, nerede rekabet edeceğiz, nasıl farklılaşacağız, neyi farklı yapacağız, nasıl para kazanacağız?
Misyon, şirketimiz ve bizim için pusula gibidir.
Misyon, her sabah işe gitme nedenimizdir.

Misyon, müşterilerimizin rakiplerimizden hiçbir farkımız yokken bizi tercih etme sebebidir. Misyon, kalıcıdır, anlamlıdır, dünya için fark yaratır.
Vizyon gelecek ise, Misyon bu gündür.
“Bana söyler misin, lütfen. Buradan ne tarafa gitmeliyim? ”
“Bu daha çok nereye gitmek istediğine bağlı “dedi kedi.
“Nereye gittiğim pek önemli değil “dedi Alice.
“O zaman hangi yoldan gittiğin de önemli değil “dedi kedi.
Alice Harikalar Diyarında ki bu konuşma ne kadar doğru değil mi?
Hedeflerinizi belirlemek ve bunu yazıya döküp ilan etmek size duyulan güveni arttırır, tabi kendinize duyduğunuz güveni de tavan yaptırır.
Disney : İnsanları mutlu etmek.
Ford : Dünyayı daha iyi bir yer kılan makinalar üretmek.
Nike : İnsanların en iyi performanslarına ulaşmasını sağlamak.
Wal-Mart : Müşteriye iyi bir teklif vermek.
Google : Dünyanın bilgi akışını düzenler.

STRATEJİ NEDİR ?
Strateji ise basitçe hedeflere ulaşmak için alınacak kararlardır, tercihler, planlardır. Stratejinin esas amacı müşterilerin tercihlerini kazanmak, sürdürülebilir rekabet üstünlüğü kazanmak, yeteri kadar kar elde etmektir. “Doğru işler yapma “stratejiyle belirlenir.
Strateji, işte rekabet üstünlüğü kazandıracak ve sürdürecek bir eylem planıdır. Strateji şirket için arzu edilen geleceği özetler.
Michael Porter “Rekabet stratejisi farklı olmaktan ibarettir. Farklılık, benzersiz bir değer karması ortaya sürebilmek için bilinçli olarak bir dizi farklı aktivite seçmek anlamına gelir “der.
Sizin stratejiniz neyi amaçlıyor? Bu amaçladığı şeyi sağlıyor mu?
– Neredeyiz, işimiz ne?
– Nerede olacağız?
– Nasıl ulaşacağız?
– Ne olmalıyız?
Sorularına cevap vermeliler.
Babanız size ne iş yaptığınızı sorsa örneğin Nike’da çalışıyorsanız, “kişilerin özgün atletik performanslarını kullanmalarına katkıda bulunuyorum “güzel bir cevap değil mi?
Bu mantradır, yani çalışanlarınızın işlerinde ne yaptıklarını gösterecek bir rehberdir. Mantra slogan değildir. Slogan müşterileriniz içindir.
Biraz karışık gibi geliyor değil mi? Zaten karıştıran o kadar çok şirket var ki.

Guiness, Smirnoff, Johnny Walker, Baileys, Tekel gibi markaları olan Diageo’ya bakalım.
Misyon : Dünyanın lider, yüksek kaliteli içki şirketidir.
Vizyon : Hayatı kutlamak, her gün, her yerde.
Hedef : Her yetişkin markalarımızdan en az birini çok sevsin.
Strateji : İçki içenleri anlamakta üstün olmak.
İçki içenlerin bağlılıklarını arttırmak.
Keskin bir odak ile karlılığı arttırmak.
Her çalışanının gerçek potansiyelini arttırmak.
Değerler : Müşteriler hakkında tutkulu olmak.
Başarılı olmak için özgürlük tanımalı.
Yaptığı işten gurur duymak.
En iyi olmak
İtibar : İnsanlar- Her çalışanın potansiyelini açığa çıkarın
Markalar- Tüketicilerin görüşlerinden güç alan markalar.
Performans- Rekabet ettiği alanda başarılı olan.
Ne kadar açık, basit, uygulaması ve takibi kolay.
Nestle-Nespresso nun aşağıda ki alınacak kararlar için seçimlerine bakalım.

1- Hangi müşteriler hedef alınacak.
2- Hangi ürün ve hizmetler sunulacak.
3- İlgili faaliyetler etkin bir biçimde nasıl yürütülecek.
Alınan kararlar ise :
1- Kişileri ve ev halkını hedef aldı.
2- Kahve makinası değil kahve sattı.
3- Makinaları saygın üreticilere yaptırdı.
Yüksek kaliteli kahve kullandı.
Makinaları iyi noktalarda sattırdı.
Makinaların kullanımı için tüketicileri eğitti.
Nespresso kapsülünü direkt sattı.
Açık ve net stratejiler sundu.
McDonald’s stratejileri ise
– Dünyanın her yerinde o bölgede ki en iyi işveren olmak.
– Her bir restoranda operasyonel mükemmellikle müşterilere hizmet etmek.
– Teknoloji ve innovasyon sayesinde markayı genişleterek ve McDonald’s ın güçlü yanlarını kullanarak sürekli ve karlı bir büyüme elde etmek.

Stratejinin başarılı olabilmesi için çalışanlara, müşterilere, paydaşlara hitap etmesi gerekir. Müşterilere fayda sağlamalı. Strateji bir aksiyon planıdır.
Vizyon, Misyon ve Stratejilerin yazıya dökülmesi önemlidir. Dr Gail Matthews yaptığı araştırmada yazıya dökülen hedeflerin yazıya dökülmeyen hedeflere göre %39,5 oranında daha çok ulaşıldığını ortaya koymuştur.
Bir adım ilerisin de ise bu hedeflerin arkadaşlar ile paylaşıldığında ise başarı oranının %76,7 ye çıktığını görmüştür.
Şirketler ve çalışanları vizyon, misyon ve stratejileri sürekli gözlerinin önünde tutmalıdır.
Bir alışkanlığın edinilmesi 18 günden 254 güne kadardır, ama 66 gün optimum noktadır. Bize bu süreyi gösteren araştırmayı Londra Üniversitesinin 2009 yılında yapmıştır.
Şimdi bu gözle Ülker ve Mavi Jeans’ın Vizyon ve Misyonlarına tekrar bakalım.

ÜLKER
Vizyon : Tüketicinin en çok tercih ettiği marka konumunu daha da güçlendirerek sürdürmek ve dünya pazarlarında gelecek 10 yıl içerisinde ilk 5 firma arasında yer almak.
Misyon : Şirketimiz ve Yıldız Holding’e bağlı tüm şirketler “Her insanın, hangi ülkede yaşarsa yaşasın, güzel bir çocukluk geçirme hakkına sahip olduğu inancı” ile kurulmuştur.

MAVİ JEANS
Vizyon :
Jean odaklı bir moda markası olarak bulunduğu pazarlarda lider olmak.
Misyon :
• Müşterisine yakın, jean odaklı bir moda markası olmak.
• Markayı yansıtan her noktada tüketiciye yeni bir deneyim yaşatmak.

• Ürün kalitesinde tutkulu, tasarımda yenilikçi olmak.
Ürün mükemmelliği, dijital dünyanın gerekleri ve perakende mağazacılık deneyiminde öncü bir şirket olmak.
• Çalışanların güven duyduğu, müşterilerin gönül bağı kurduğu, iş ortaklarının kalıcı olduğu kurum kültürünü sahiplenmek.
Yukarıda Ülker’in vizyonu ve misyonu bir adım önde gibi.

Diploma işe girerken kesinlikle önemlidir, ondan sonrası artık sizin beceriniz ve bazıları için de torpillerinin sağlamlığıdır. #kenanbasarik

VİZYON, MİSYON, STRATEJİLERİNİZ OLSUN
Özel hayatımızda ve iş hayatımızda ne olduğumuzu ne olmamız gerektiğini ne olacağımızı, buraya nasıl gideceğimizi bilmede başarılı olmak artık eskisi kadar kolay değil.
Rekabet çok acımasız ve eski başarılar yetmiyor. Konumuz da uzman olmak artık hiç olmadığı kadar gerekli.
Hedeflerimizi koyup, stratejilerin belirlenmesinden sonra işe yaradığı müddetçe misyonumuzu koruyup vizyonumuzu gerçekleştirmek için yeşererek büyümeliyiz.
Hiçbir şey değişemez değildir doğada. Hep esnek olanlar ayakta kalır. Dünya çapında birçok firma fosilleştiğini anlamadığı için piyasadan yok oldu.
Birçok patron değişik fikirleri duymaktan hoşlanmıyor. Onların mantıkları, parayı biz koyduk, biz ne dersek sen onu en iyi şekilde yap. Eğer dedikleri doğru olursa sorun yok.
Ya vizyonları yetersiz ise, oluşturdukları misyon ile sahip oldukları ya da başka bir değişle müşterinin gördüğü misyon farklı ise ne olacak.
Çalışma hayatımda birçok firmada çalıştım. Hepsi de sektörünün lider, önde gelen, saygı değer firmalarıydı. Bazıları kuruluşları sırasında çok doğru işler yapmıştı. Bazıları ise büyüdükçe kurumuştu.

Çalışanına, müşterinin görüşüne önem vermeyen firmaların belli bir büyüklükten sonra ileri gitmesi mümkün olmuyor.
Biz pasta yemeyi çok sevebiliriz ama balık avlıyorsak nefret etsek de oltanın ucuna solucan takmalıyız.
Bu firmaların çalışanlarına, ya da müşterilerine bu firmaların vizyonlarını, misyonlarını soracak olursanız cevap alamazsınız.
Ya da uygulayacakları stratejilerin ne olacağını. Çünkü patronlar bile bilmezler. Olay şudur onlar için : Biz üretiyoruz sizler satacaksınız, fiyatımız da şu, hadi satın. Satamazsanız satanı buluruz, siz oyun dışı kalırsınız. Çünkü satamıyorsanız suçlu sizsiniz.
Rakipler ne yapıyor, kaliteleri bizden iyi mi, fiyatları ne gibi sorular sizin sorununuz, bizi ilgilendirmez. Bize sorun getirmeyin o kadar.
Vizyon oluşturun ve vizyonunuza bağlı kalacak onun gerçekleşmesine katkı sağlayacak kişileri işe alın, yanınıza alın. Onlara coşkunuzu gösterin, sizin inandığınızı gören çalışanlarınız vizyonunuza daha fazla bağlanacaklardır.
Tüm çalışanlarınızı işin içine katın, onları işin içinde olmaları için zorlayın, onlardan gelecek fikirlere açık olun. Sessiz çoğunluğu harekete geçirin, en iyi fikirler onlardan çıkabilir.

İyi ev kadını demlediği çaydan, iyi ahçı pişirdiği pilavdan, iyi yönetici astlarının kalitesinden belli olur. #kenanbasarik

BİR HİKAYENİZ OLSUN, YOKSA YARATIN
Başarılı şirketlerin çoğunun bir hikayesi vardır. Bir garajda başlayan HP serüveni, McDonald’s kardeşlerin ve sonra Kroc’un başarı hikayeleri, bir çalışandan dünya devi olan Starbucks, dükkanının önünden otoyol geçince batan ve formülünü satmak için yüzlerce kişiye gidip başarısız olduktan sonra doğru kişiyi bulan KFC, yoktan var olan Amazon, okuldan ayrılıp doğru ortaklar ile Apple efsanesini yaratan Steve Job’s.
Bir kahve firması olan İtalyan Illy “ bir harman bir marka” sloganı ile tanınır. Firmanın kurucusu Frencesko Illy’nin ölen oğlu Ernesto Illy 2008’de ölene kadar şirketinin başında idi. Şirketin misyonu “ dünya çapında kahve kültürü ve mükemmelliğin timsali olarak anmaktır” idir.
Üretim esnasında 114 ayrı kalite testinden geçecek olan kahve çekirdekleri üretici çiftçilerden yüzde otuz yüksek fiyata satın alınmışlardır. Kahve çalışanları kahveyi beğenmezlerse müşteriye servis etmeyebilirler.
Şirketinizin böylesine güçlü çekirdek değerleri var mı? Sizin neyi temsil ettiğiniz kolayca anlaşılıyor mu? Çalışanlarınız, müşterileriniz, tedarikçileriniz değerlerinize, amaçlarınıza tutku ile bağlı mı?
Bir hikayeniz olsun, hikayeler sattırır.

Özelinizi müşterileriniz ile paylaşmayın. Emin olun çoğu başkaları ile paylaşır, hele aranız bozulursa değiştirerek paylaşır. #kenanbasarik

ÇALIŞANLARINIZI; MOTİVE EDİN, MOTİVE KALMALARINI SAĞLAYIN
Öncelikleriniz bellidir.
– İşiniz satmaktır. Satmak her şeydir. Satan, satmaya odaklı bir ekip yaratın.
– İşinize odaklanın, onu geliştirin.
– Kasanız da nakit olsun. Bill Gates bile bankada vadesiz hesap da bir yıllık çalışanlarının ücretlerini nakit olarak tutarmış.
– Çalışanlarınız en iyiler olsun, ama unutmayın bunun için egonuz olmamalı.
– Çalışanlarınızı eğitin.
– Müşterilerinizi dinleyin.
– Masraflarınızı kontrol edin.
– Vizyon, Misyon, Stratejileriniz olsun, ama yazılı olsun, gözünüzün önünde olsun.
– Denetleme sistemini iyi kurun.
– Ödül sisteminiz olsun, iyi olsun.
Kim olduğumuzu, nereye gittiğimiz, neden gittiğimizi, nasıl gideceğimizi, ulaşmak için neler yapacağımızı bilmezsek nasıl başarılı olabiliriz ki.

Şirketler başarısız olduklarında genelde söylenen stratejilerin yanlış olduğudur. Bu bazen doğru olabilir ancak çoğu zaman neden, tek başına yanlış stratejiler değildir.
Stratejiler ne kadar doğru ne kadar mükemmel olurlarsa olsunlar iyi uygulanmadıkları zaman başarısız olurlar.
Bu stratejileri uygulayacak olanlar insanlardır. İnsanlar yeterli değilse, iyi motive değilse, denetlenmiyorsa veya neden her ne ise işler yolunda gitmez. Olması gereken şeyler olmaz.
Ya da şirket basitçe bunları gerçekleştirme yeteneğine sahip değildir ya da patronlar işin içinde değildir.
Birçok firma kötü yönetilmeleri sebebi ile yapabileceklerinin çok azı ile yetinmek zorunda kalıyor.
Herkes değişimden, gelişimden söz eder. Peki daha önce yaptığımız şeyleri aynen yapmaya devam edersek ne değişir ki, nasıl değişik sonuçlar bekleyebiliriz ki.

Top ile oynanan sporları yapanlar bilir. Savunma yaparken rakibinin elindeki topa değil, tam göğsüne bakmalısın. Bu stratejiyi iş hayatında kullanan kolay gol yemez. #kenanbasarik

RAKİPLERİNİZİ İZLEYİN; İYİ YAPTIKLARINI KENDİNİZE UYARLAYIN
Kiremit sektörünün önde gelen firmalarından biri üretim esnasında ana hammaddeyi Türkiye’nin çeşitli yörelerinden alıyor, kamyonlar bir tümsek oluşturacak şekilde boşaltılıyor.
Üretim esnasında bu karışık topraktan hammadde alındığında üretilen kiremitler de asla aynı kalite yakalanamıyor.
Macaristan’da bir rakip kiremit üreticisi ziyaret ediliyor ve harika bir uygulama görüyorlar.
Bu fabrikada ülkenin farklı yörelerinden gelen topraklar çizgi halinde yan yana dökülüyor. Kepçe yatay olarak toprak aldığında değişik cins topraklar eşit miktarda alınmış oluyor ve kiremitlerde standart tutturuluyor.
Rakiplerimizin güzel yaptığı uygulamaları alıp uygulamanın nesi kötü ki?
Steve Jobs bile Apple Store’ları açarken kendine Four Seasons otellerinin müşteri ilişkilerinde ki başarılarını örnek aldı.
Rakipleri incelerken nasıl daha ucuza üretirimi değil neyi daha üretirime kafa yorun. En iyi yaptığınıza odaklanın.
Ülke ve zaman farklı ise rakiplerinizden esinlenirken bire bir kopya çekmeyin, kendinize uyarlayın. Bir konuda ne kadar kendinizden eminseniz o konuda o kadar hata yaparsınız. Öğrenmeyi bırakmayın.

İnsanlar güce tapar. Gücü elinde tutanın yaptığı kötü esprilere bile herkes güler. #kenanbasarik

DİKKATİNİZİ ÇOKLU İŞLER YAPARAK DAĞITMAYIN
Hepimizin bazen bir iş yaparken dikkatimiz dağılır. Dikkatimizi dağıtan çoğu zaman birden çok işi aynı anda yapmaya çalışmamızdır.
Kimse aynı anda birden çok işi dört dörtlük yapamaz. Neden en iyisini yapabilecekken azına razı oluyorsunuz.
İş hayatında aynı özel hayatımızda ki gibi dikkatimiz dağıldığında bedel öderiz.
Her gün bir adım attığınızda o adımı çok kuvvetli atarsınız. Bu sizi rakiplerinizden hızlı yapar, müşterilerinizin isteklerini anlayıp onları memnun etmenize katkı sağlar.
Yazar Dave Crenshaw bir yazısında “Günlük hayatta birlikte yaşadığımız ve çalıştığımız insanlar tüm dikkatimizi yöneltmemizi hak ederler.
İnsanlara bölünmüş bir dikkatle yaklaşırsak, onlara bölük pörçük zaman ayırırsak, birini bırakıp diğerine başlarsak, söz konusu bu geçişin bedelini öderiz” diyerek ne güzel anlatmış.
Sadece tek bir şeye odaklanın, sonuca odaklanın. Dikkatinizi çok iş yapacağım diye dağıtmayın.
Her zaman bir iş yapın, fakat onu tam yapın

Başarısız olmak ile kaybetmek farklıdır. Başarısız olanlar durumu düzeltebilir, kaybedenler ise kaybolur. #kenanbasarik

ESNEK OLUN
Compaq şirketinin eski CEO’su Eckard Pfeiffer Wintel (Windows ile Intelin’in sürekli innovasyonunun) yapısının ana bilgisayarlarla yarışabilecek, birbirine bağlı sunuculardan oluşan bir ağdan cep bilgisayarlarına kadar her şeye hizmet sağlayabilecek bir yapı olduğunu rakiplerden çok önce gördü.
Compaq’ı 6 yıl içinde için de IBM’in ardından ikinci en büyük bilgisayar şirketi yaptı.
Fakat Pfeiffer şirketine para kazandıracak bir uygulama gerçekleştirmeye çalışmadılar.
Michael Dell ise bu tür uygulamaları çok iyi anlamıştı.
Yaptığı doğrudan satışlar ve sipariş üzerine üretim ve stok tutmama yaklaşımı sadece perakendecileri aradan çıkaran karlı bir yaklaşım değil, izlediği stratejinin de temeliydi.
Dell 2001’de Compaq’ı geçti ve dünyanın en büyük PC üreticisi oldu.
Sipariş üzerine üretim, tüketicinin siparişi fabrikaya geldikten sonra belirli bir miktar üretim yapmak demektir.
Sipariş üzerine üretim perakende malın satış hızını arttırdı. Yüksek satış hızı verimi arttırdı, işletme sermayesini düşürdü. Tüm bunlar şirketin can damarı olan nakit akışını arttırır. Aynı zamanda gelir ve pazar payı ile birlikte karını arttırır.
Sipariş üzerine üretim sayesin de Dell, mikro işlemcilerden çok stok taşımamış oldu.
Rakipleri stoklarını yılda on ile yirmi arasında yenilerken, Dell seksen defadan çok yeniliyordu.
Benetton günümüzde bazı ürünlerini gri renkte üretiyor. Mağazalarından gelen renk siparişlerine göre boyuyor.
Sistem sadece Dell’in her aşamada çok titiz uygulaması sayesinde sağlıklı çalıştı. Bugünler de ise bir şeyleri yanlış yaptığı için liderliği yitirdi.
Piyasalar artık çok yüksek oranlarda büyümüyor. Birisi küçülmeden diğeri büyüyemez. Dikkatli olun küçülen siz olmamalısınız.

Herkes fikrinize ” Çok saçma, Türkiye’de bu iş olmaz” diyorsa, iş fikriniz için iş modeli çalışmasına başlayın. Tebrikler süper bir iş fikri yakalamış olmanız büyük ihtimal. #kenanbasarik

TOPLANTILARDA BIRAKIN BAŞKALARI DA KONUŞSUN
Patronlar başta olmak üzere tüm liderler bütün düzelerde bir işi doğru yaptırabilme disiplinini uygulamadıkça başarılı olamazlar, değişimi gerçekleştiremezler. Bizler başarılı iken değişemezsek rakiplerimiz en hazırlıksız anımızda bizi değişime zorlarlar.
Çoğu patronlar toplantılar yaparlar, bu toplantılarda genelde kendileri konuşur. Eğer kaza ile fikrinizi soruyorlarsa bu genelde kendi fikirlerini onaylatmak içindir.
Toplantılarda çalışanlarınız hafta boyunca yaşadıkları sorunlardan bahsetsinler, bu sorunlara beraberce çözüm bulun. Bulduğunuz çözümleri tüm şirketiniz ile paylaşın. Sorunlar ve çözümler bir departmanın içinde saklı kalmasın, her çalışan ile paylaşılsın, onlara da ilham versin.
İşin içine çalışanları katmazsanız işler yolunda gitmiyor. Patronlar için en zor şey çalışanlarını dinlemektir, bu çok büyük bir erdemdir. Patron koltuğu insanları çok çabuk değiştirir, güç-kuvvet-saygı görme bunlar sizi etkilemesin. İşinizi kaybettiğinizde hiçbiri kalmaz bunların.
Yükseklerde uçan kartal olmak harikadır, ama düştüklerinde parçaları bile kalmaz.
Bu toplantılar da herkes işleri başarma konusunda ki sorumluluklarını kabul etmelidir. Bu sorumluluklarına kendini adamalıdır.
Güzel olan ipi tek başına göğüslemekten ziyade ekip halinde finişi geçmektir. Tek bir kibrit çöpünü kolayca kırarsınız ama yeteri kadar çoğunu kıramazsınız.
Çalışanlarınızın fikirlerini çalmayın, tamam sahiplenin ama kendi fikriniz gibi davranmayın. Bunu yaparsanız kimse size fikrini söylemez. Başkalarının fikirlerine saygı duyup onları yüceltmek sizi yüceltir.
Çalışanlarınız arasında ayırımcılık yapmayın ama iyi çalışana, şirkete çok katkı sağlayanları da diğerleri ile aynı kefeye koymak onlara haksızlık olacaktır.
Standart ortalarda ki çalışanları çantada keklik görmeyip onların katkılarını arttırmak yine sizin işiniz.
Dünyada ki tüm insanlar fark edilmek, saygı görmek, fikrini söylemek ister. Doğru diyorsanız bir de yaptıklarınızı düşünün. Son 3 ayda davranışlarınızı gözünüzde canlandırın. En güzeli çalışanlarınıza sorun.
Bununla ilgili yapacağınız isimsiz bir anket size en doğru fikri verecektir.
Çalışanlarınızın fikirleri; biz patron değiliz, fikrimi neden söyleyeyim, patron ne yapacağımızı söylesin ise işiniz zor demektir. Hiçbir başarılı girişim sadece patron tarafından tek başına kurulmamıştır.
Siz bir istisna olmadığınıza göre etrafınızın yapıcı fikirlerini almanız size fayda sağlar. Hatta 2-3 gerçekten başarılı akıl hocasından oluşan bir çevrenizin olması harika olur.

İşe yarar bir iş modeliniz olduğundan emin olmadan iş planı hazırlamaya zaman harcamayın. Zaman kaybetmiş olabilirsiniz. #kenanbasarik

ELEMANLARINIZI ÇOK ÇOK İYİ TANIYIN
Şirketlerin çalışan yapısına bakınca en tepede çok başarılı bir %10 oluyor. En aşağıda da şirket şanslı ise sadece %20 hiçbir katkı sağlamayan kişiler. Kalan %70 ise günü kurtaran, standartları tutturmaya çalışanlar.
Aynı şey müşteriler için de geçerli değil mi?
Belki en altta ki %20 için bir şey yapamayız. Bence onlardan hemen kurtulmak en iyisi.
İyi bir patron bu %20’yi iyi bilir. Bazı patronlar şirket içinde ki adamlarından öğrenir, bazı iyi patronlarda işin içinde olup kendi görür.
En tepede ki %10 den alacağınız çok iyi performans şirketinizi kara geçirir. Ortada ki %70’den alacağınız artı performans da şirketinizi uçurur.
Çalışanlar şirketin vizyon ve misyonu açık ve anlaşılır ise yaptıkları işe sarılırlar.
Denetim ise olmazsa olmazdır. İyi çalışanlar denetlenmek için can atar. Diğerlerinden farklı olduklarını göstermek isterler.
Tipik Türk firmalarında üst kademe yöneticiler her yıl planları gözden geçirmek için yarım gün bile ayırmaz. Toplantıda powerpoint sunumlarını izlerken uyurlar. Soru sorulmayan toplantı olur mu? Olurda olmaz olsun. Bu tür toplantılar da alınan ya da alınması gereken eylem planları konusunda çalışanlara verilecek yükümlülük belirlenmeli ve yazıya dökülmelidir.
Çalışanları ödüllendirmek yani motive etmek için yükümlülükler bilinir, kontrol edilir, değerlendirilir olmalıdır.
En tepede ki %10’u başka türlü şirket de tutamazsınız. Ya da tutarsınız ama onlar başka işlerden de para kazanıyorlardır, sizi ve şirketinizi kullanıyorlardır.
Zamanınızın yüzde altmışını en tepede ki %10’un eğitimine harcayın. Kalan yüzde kırkını diğer çalışanların eğitimine harcayın.
İşi hangi insanlar yapacak, nasıl bir değerlendirme yapılacak ve sorumlu tutulmaları nasıl gerçekleşecek.
Stratejileri uygulamak için hangi insan, teknoloji, üretim, finans kaynakları gerekli olacak.
Çoğu şirket vizyonunu gerçekleştirmesini sağlayacak insan kaynaklarına sahip değildir.
Çoğu zaman çok para vermemek için, sadece adam almak için alınan çalışanlarından fazla şey umut ederler.

Yetersiz yöneticiler işler kötüye gidince astlarının kellelerini alırlar. Patron işi bilmiyorsa bu şekilde epeyce idare edebilirler. #kenanbasarik

ÇALIŞANLARINIZA İYİ DAVRANIN
Çalışanlara iyi davranmak disiplininize zarar vermez. Çalışanlarınız özellikle satıcılarınız sizin yüzünüzdür. Müşterileriniz ile ilk temas noktanızdır. Satıcılar muhasebeci, finansçı olabilirlerdi ama onlar satıcı oldular çünkü satıcılar bağımsız karakterlidirler.
Sıkıntıya gelemezler, bir masada akşam mesai bitsin diye bekleyemezler. Gün içinde biraz şahsi işlerini yapacakları zamanları olsun isterler. Onlardan en iyi faydayı sağlamak çok zordur.
Onları şımartmayacak ama rahat da bırakmayacaksınız. Hedefler satıcıları yönlendirmenin en iyi yoludur. Hedeflere ulaşmanın sonucu sadece para olmamalı. Prim vermek uzun vadede işinize zarar verir, prim vermeyin. Satıcılar bir şeyin parçası olmak isterler. Tüm gün müşteri müşteri dolaşırlar, her türlü sorunla ilk onlar yüz yüze gelirler. Yapılacak en zor işlerden biridir satış.
Gerçek bir satıcı bulmak çok zordur, onları işlerinde soğutmayın. Birçoğu işten çıkmaz ama çalışmaz size çok zarar verir. Onları her an takip edemezsiniz. İşlerine bağlamanın yollarını bulun.
Hepsinin kendilerine özel karakterleri vardır, aynı görüp tek bir davranış kalıbı bulamazsınız. Onlara yakın olun, yanlarında olun, destek olun.Çok yakın olursanız sadece onların odaklandığı konulara odaklanırsınız. Bunu istemeyiz, yakın olurken miyop olmayın büyük resmi kaçırmayın.
Bu kolayca çözeceğiniz bir konu değil ama mutlaka çözmeniz gereken bir gerçek.

Şirket toplantısında sadece patron yapılacaklar dikte ettiriyorsa, diğer çalışanlara niye para veriyor. Saksı koysun yerlerine, sadece sulasan yeter. #kenanbasarik

SORUMLULUKLARI BELİRLEYİP, ÇALIŞANLARA KİŞİSEL OLARAK DAĞITIN
Süreçler birbirleri ile sıkı sıkıya bağlantılı olmalıdır. Süreçler rasgele olarak kişiler arasında paylaştırılmamalıdır.
Bazı patronlar işlerin fiili olarak uygulamasından muaf olmak isterler. Onlar patrondur, işleri başkaları yapmalıdır, onlara parayı onun için vermektedir. Tabi işler böyle yürümez.
Eğer sen işine dört elle sarılmazsan çalışanlardan aynı şeyi nasıl beklersin. Beklersin de çok beklersin. Bir şirket de liderlik etmek ile patronculuk oynamak çok farklıdır.
Çalıştığım çok şirket de danışabileceğim lider yoktu. Bana “müşteriler ile sorun varsa duymak istemiyorum” diyen patronla bile çalıştım. Sen sorun duymak istemiyorsan sorunlar yok olmuyor ki. Zaten bu sorunlar şirketin sonunu getiriyor.
Bu patronlar kötü performans ile yüzleşmiyor, sorunlara çözüm aramıyor, daha da kötüsü çözümlerin uygulamasını sağlamıyor demektir.
Zayıf noktalara ışık tutmayan, bunları düzeltmek için personelini harekete geçirmeyen patron bunu kimin yapmasını umar ki.
Wal-Mart’dan Sam Walton güçlü liderlerden idi. O ve onun gibi gerçek liderler gezerek yönetim uygulaması yaparlar. Walton ile bu konuda çok hikâye vardır. O çalışanları ve operasyonlarla yakından ve yoğun ilgilenirdi.
Gerçekleri öğrenmek için soru sorar ve her şeyi bilirdi. Ayrıntılara hâkimdi, taptığı işten heyecan duyardı. Ve kesinlikle heyecan bulaşıcıdır.
Sergilediği tavırlar ile esin kaynağı oldu. Patron kendi ne yaparsa çalışanlarda onu yapar.

ENTREPRENEUR = Kendi cüzdanı ile iş yapan. INTRAPRENEUR = Başkasının yanında çalışırken başkasının cüzdanı ile iş yapan. EXTRAPRENEUR= Serbest olarak başkasının parası ile iş yapan. Kağıt üzerinde hepsi Girişimci, son ikisi cüzdan sahibini ikna etmeli. #kenanbasarik

SÖYLEMEYİN, KENDİNİZ YAPARAK ÖRNEK OLUN
Kulağa çok basit gelse de bir işi yapmak patron için en zor işlerden biridir. Bir işi kendiniz yaparak örnek olmak için o işi çok iyi biliyor olmanız gerekiyor. Bir işi bilmek için o işin detaylarına hâkim olmanız lazım.
Bir işi öğrenmek için ellerinizi kirletmeniz, defalarca başarısız olmanız lazım. Eğer işin yeteri kadar içersin de iseniz o işin zorluklarını bilirsiniz. Zorlukları bilen kişi yapamayacağı işleri çalışanlarına yapsınlar diye görev olarak vermez.
Bir çalışana yap diye bir işi verirseniz ve o başarısız olursa başarısızlığa alışır. Alışkanlıklar salgın hastalık gibidir hızla diğerleri arasında yayılır.
İyi mükemmelin en büyük düşmanıdır. Mükemmele ulaşamayacağınız bir işe hiç başlamayın.
Şimdi başlayayım sonra düzeltirim demek vakit kaybıdır. Bir davranış alışkanlık haline geldiğinde onu değiştirmek çok zahmetli ve sonucu kesin değildir.

Perakende işinde olanlar dikkat lütfen. Müşteriler için kuyrukta 2 dk beklemek sorun değildir. 3 dk bekleyenler 5 dk, 4 dk bekleyenler 10 dk beklemiş gibi hissederler. Servis elemanlarınızı en azından müşterileriniz sıraya girdiklerinde selamlamaları olmadı göz teması kurmaları için eğitin. Bu müşteriyi rahatlatır, yinede 2 dk bekleme süresini geçirmeyin. #kenanbasarik

ŞİRKETİNİZDE BELLİ DAVRANIŞ KALIPLARINI ALIŞKANLIK HALİNE GETİRTİN
Birçok firmada çalışanlar belli davranışları alışkanlık olarak otomatik şekilde yaparlar. Aynı hayatımızda da bu böyledir. Sabah kalkar örneğin tuvalete gider, yüzümüzü yıkarız. Bazılarımız önce yemek yer sonra giyinir. Bazılarımız önce giyinir sonra yemek yer. Bazılarımız sabah kalkınca yıkanır. Bazılarımız ise akşam yıkanır.
Bizim farkında olmadan yaptığımız alışkanlıklar hayatımıza yön verir.
Şirketinizde çalışanların birçok alışkanlıkları vardır. Bu alışkanlıkların bazıları işimize fayda sağlar bazıları ise işimize zarar verir.
İş hayatında birçok köklü firma çalışanlarına iyi davranış kalıplarını alışkanlık haline getirtmeye yönelik eğitimler vermektedir.
McDonald’s bunu yeni elemanlarına işin ilk gününden itibaren vermeye başlar. Her şey kurallara göre gerçekleşir. Müşteri kasalara yaklaştığında otomatik olarak tüm şubelerinde aynı şekilde karşılanır, aynı şekilde siparişi alınır, siparişi yine aynı şekilde, belirli bir sıraya göre tepsiye konur ve uğurlanır. Tuvaletler ( fast food sektöründe en temiz tuvaletlerdir ) koridor, masalar belirli aralıklarla temizlenir.
Starbucks ise modern zamanların elemanlarına davranış kalıplarını alışkanlıklar haline getirtmede en başarılı şirkettir.
Starbucks çalışanı ilk iş gününden itibaren yıllarca üzerinde çalışılıp geliştirilen bir eğitim programına göre eğitilir. Fast Food sektörü çalışan sirkülasyonunun en fazla olduğu sektörlerden biridir. Çalışanlar her gün müşterilerin kötü ve kaba davranışlarına maruz kalırlar.
Starbucks müdürü yeni başlayan elemanına önce kötü bir müşteri davranışını boş bir kağıda yazmasını ister. Sonra ise onun nasıl cevap vereceğini ve davranacağını yazmasını ister. Starbucks diğer tüm başarılı şirket gibi yazmanın başarı oranını arttırdığını bilir. Daha sonra doğru davranış planını defalarca karşılıklı role play yaparak alışkanlık haline getirtir. Starbucks çalışanı karşısına çıkacak problemde nasıl davranacağını ezber haline getirmiştir artık.
Çalışan, her zorluğun üstesinden gelmek için kendi kişisel yolları hesaplayabilir ve daha sonra hayali sorunu çözene kadar, otomatikleşinceye kadar tekrar tekrar rol yapmaya devam eder.
İşte bu kurumsal kimliktir. Çalışanların ihtiyacı olan şey zor durumlarda açık, net, kesin talimatlardır.
Amerika’da kalp krizi geçiren birine önce en yakınında ki birini parmağı ile işaret ederek yardım istemek için telefon etmesini istemenizin, hayatınızı kurtaracağı öğretilir. Bunu yapmazsanız birçok kişi durumunuzu gördüğü halde nasıl olsa başkası arar diye uzaklaşır.
Starbucks’ın baristaları sorununuza hızlı bir şekilde tepki verebilir, tekrarlanabilir rutinler neticesinde size iki kat hızla hizmet verebilirler. Starbucks çalışanları, işler karışınca uygulayabilecek düzinelerce rutin vardır.
Kuyrukta bekleyen insan sayısı arttığında veya iletişim kurmak veya eleştiri yapmak için ‘ What What Why ‘ ( ne, ne, niçin) yaklaşımı olduğunda harekete geçmek için ‘Bağlan, Keşfet ve Yanıt Ver’ sistemi bulunur.
Örneğin, Starbucks, çalışanlarının çoğunun huysuz müşterilerle uğraşmakta sorun yaşadığını keşfetti. Bu nedenle, çalışanlarının cevap verme biçimini geliştirmelerine yardımcı olmak için bir dizi adım geliştirdi. Tatsız durumlara cevap verme için ‘Latte Metodu’ olarak adlandırılır ve aşağıdakileri içerir:
Çalışan, her sorunu çözmek için önceden üzerinde çalıştığı ve alışkanlık kazandığı yollarını kullanır. Otomatikleşinceye kadar tekrar tekrar olayı kafasında oynar ve alışkanlık haline getirir.
Listen ( Müşteriyi dinle )
Acknowledge ( Şikayeti kabul et )
Take action ( Sorunu çözmek için hareket et )
Thank ( Bu sorunu söylediği için teşekkür et )
Explain ( Sorunun kaynağını açıkla )
Çalışanlar bu sırayı takip ederek soruna yaklaşırlar. Önce sorunun kaynağını açıklarsak bu müşteriye bahane gibi gelir ve onu daha da kızdırır. Önce sorun çözülmelidir. Sarbucks çalışanları sorunu önce LATTE ederler.
American Council on Education’s College Credit Recommendation Service tarafından kendine bağlı üniversitelerde okuyan Starbucks çalışanlarına Starbucks’da aldıkları eğitim için ek kredi verilmesini önerir. Bu çoğu üniversiteler tarafından kabul edilir.
Son zamanlarda Starbucks, liderlik konferansı düzenleyerek barista sadakatine 35 milyon dolarlık yatırım yaptı. İki saatlik interaktif bir yolculuktur bu. Starbucks, Houston’daki konferans merkezine 1.000 aydınlatma aleti, 120 hoparlör, 21 projeksiyon ekranı ve 5.000 kahve makinesi getirerek, çalışanlarını coşturuyor.
Etkinliğin amacı, yaklaşık 10.000 mağaza yöneticisine enerji vererek onlara ilham vermek, bunları şirketin temel değerleriyle birleştirmek ve onlara müşterilere hizmet konusunda hevesli olmaya motive etmektir.
Konferans merkezini bir Starbucks tema parkına dönüştürerek, çalışanlara Starbucks’ın kurumsal kültürüne uyacak şekilde etkili bir eğitim veriyor.
Bununla birlikte, tüm şirketler Starbucks kadar tiyatrocu değil, bu nedenle eğitim de buna göre değişmelidir.
Starbucks, eğitimin önemini yaşıyor, biliyor ve uygulamada ki başarının işe yaradığını bize kanıtlıyor.
Çalışanlarına daha yaratıcı eğitim vermek için istek duyan, ancak dahili kaynaklardan yoksun olan şirketler için, personel geliştirme konusunda danışmanlık yapan birçok küresel veya yerel eğitim şirketi bulunmaktadır.
Dolayısı ile, hem çalışanlara hem de müşteri bağlılığına fayda sağlama konusunda işimize yatırım yapmalıyız.

Sınıf ayrımının olmadığı tek yer internet kaldı. Herkes aynı internete giriyor. #kenanbasarik

YENİ ÜRÜNÜNÜZÜ EN BAŞTAN TANITMAYIN
İnsanlar alışık olmadıkları şeylere önce sıcak yaklaşmazlar. Yeni bir ürün çıkardığınızda satış elemanlarınız müşteriye ilk o ürünü tanıtarak iletişime başlamasın. Eski ve olabilecek en güçlü ürününüzle sunuma başlayın. Yeni ürününüzü anlatın ve ondan sonra yine en güçlü ürünlerinizden birine geçin.
Radyocular bunu çok iyi uygularlar. Yeni bir şarkı çıktığında çalma listesinde ki en popüler iki şarkı arasında çalarlar.
Spor salonları üyelerinin devamlılığını sağlamak için onlara isimleri ile hitap eder, çıkarken de isimleri ile uğurlar, aynı Starbucks gibi.
İkea müşterilerini kahvaltı-yemek ile karşılar, sosis-kola ile uğurlar.
Yeni ürün çıkardığınızda eski ürünlerinizi unutmayın, ihmal etmeyin. Yeni ürün rakiplerinizden size pazar payı getirsin. Yeni bir pazara girmektense eski pazarınıza ağırlık verin.
Kötü bir haber duyuracağınız zaman önce iyi bir haber verin sonra kötüyü söyleyin yine iyi bir haber ile konuşmanızı bitirin.

Yeni iş hayatına başlayanlara tavsiyemdir. İşe ilk gelen değil son çıkan olmanız önemlidir. Zaten hiç bir patron ve üst düzey yönetici erken gelmez. Kendinizi ispat edene kadar bunu yapmaya devam edin. #kenanbasarik

BİR ŞÖFÖR TUTUN
Bir özel şoförünüz ve özel donanımlı minibüsünüz olsun. Yolda zaman harcamayın, şoför sürerken siz aracınızda ki masanızda çalışın.
Özel şoför çalıştırmak bir lüks değildir, sizin için bir kaldıraçtır. İşinize katkı sağlar.
Çalıştığım her işte patronlar makam araçlarının arka koltuğunda iki büklüm bilgisayarları ile çalışırlardı. Nasıl bir iş gücü kaybı.
Bir minibüs alın, iş yapabileceğiniz şekilde düzenletin, koyun bilgisayarınızı masaya şöförünüz sürsün siz iş yapın, para kazanın.
Lüks bir arabadan çok daha işlevsel ve işinize katkı sağlayacak bir öneri.
Ayrıca misafirlerinizi çok daha konforlu ağırlayabileceğiniz dikkat çeken bir tanıtım aracı.

Tecrübeyi masa başında değil, sahada kazanırsın. #kenanbasarik

İŞ YAPTIRABİLME DİSİPLİNİNİ UYGULAYIN
Mesainizin yüzde altmışını pazarlama ve satışa, yüzde otuzunu üretim ve tedarike, yüzde onunu diğer işlere ayırın. Varlığınızı sağlayan satıştır. Satışa ayırdığınız sürenin yüzde altmışını mevcut müşterilerinize, yüzde otuzunu kısa vadede sonuç alacağınız yeni müşterilere, yüzde onunu yeni müşteri arayışına ayırın.
Peki birçok patron iş yaptırabilmek disiplinini neden başaramaz, neden işlerin içinde olmak istemez, neden kendi yapması gerekenleri başkasına devreder?
Kararların uygulanmadığını gayet iyi görüyorlar. Takip edilemediğini, yükümlülüklerin yerine getirilmediğini görüyorlar.
Bazen de yanıtları araştırıyor, nedenini bulmak için çabada harcıyorlar.
Ama ne aradıklarını bilmiyorlar.
Bazı patronlar başarılıdır, ayrıntıları başkalarının kopyalayabileceği, doğrulayabileceği, kullanabileceği şekilde düzenlerler.
İş yaptırabilme disiplininin temeli ısrarlı şekilde yapıcı gözlemler ile meselenin özüne odaklanmadır.
Örneğin bu tür toplantıların birinde patron seneye satışların %20 artması hedefini koydu.
Patron toplantıda kendisine gelen “İyi ama bu artış nereden gelecek, hangi ürünler bu büyümeyi sağlayacak, onları kim alacak, rakiplerimizin tepkisi ne olacak, bizim kaç satıcımız var, rakiplerin kaç satıcısı var ”
Gibi soruların cevaplarını vermek için hazır mı?
Ben bu tür toplantılar da bu sorulara cevap verecek patronu pek görmedim.
Bu soruları sorarsanız size “Sen inanmıyorsun ki başarabilesin” der.
Sonuç çoğu zaman %20 satış hedefi gerçekleşmeden biten bir yıl olur.
Patrona sorsanız “Hedefi mahsustan yüksek tuttum. Eğer yüksek tutmasam bu da gerçekleşmezdi “olur.
Patronlar maalesef kendilerini kandırıyor.
Mantıklı bir hedef konsaydı belki de gerçekleşen satış artışı çok daha iyi bir oran da olacaktı.
Bazı patronları dinlediğimde “şirket de ne olup bittiği hakkında hiçbir fikri yokken, nasıl olurda her şeyi biliyor “dediğim çok olmuştur.
Özetle başarılı patronlar, sadece birkaç konuya yoğunlaşırlar.
On tane önceliğim var diyen patron ne dediğini bilmiyor demektir.
Patronun gerçekçi bir vizyon, misyon ve bir iki önceliği belirlemesi gerekir.
Vereceğiniz her karar her mesaj basit, anlaşılır olmalı.
Coca-Cola nın eski CEO’su Donald Keough’un çok anlamlı bir anısı var. Donald Keough 1989’da tüm dünyada ki önemli IBM yöneticilerinin buluştuğu çok önemli bir toplantıya davet edildi.
IBM CEO’su Akers kürsüye çıktı ve “Müşterilerimize daha iyi hizmet vermenin ve onlara bağlılığımızı vurgulamanın yollarını bulmak için genel merkezde yaptığımız ayrıntılı tartışmalara sizin de tanık olmanızı istiyorum “demiş.
Sonra müşteriler ile IBM yöneticilerinin bir toplantısının videosunu göstermiş. Keough’un dikkatini toplantıda herkesin önünde ki Pepsi kutuları çekmiş.
Sıra onun konuşmasına gelmiş.
Keough sahneye çıkmış ve konuşmasına başlamış.
” Coca-Cola şirketi olarak IBM’in en büyük müşterilerinden biri olmaktan onur duyuyoruz. Buna rağmen eminim kaç kez izlediğiniz bir video filmi hazırlayıp bana gösterdiniz. Bu video ‘da şirketinizin önde gelen yöneticilerinin önünde benim şirketimin en büyük rakibi olan ürün, Pepsi-Cola kutuları görülüyor. Toplantıyı burada kesebilirsiniz çünkü mesaj yerine ulaşmıştır.
Siz müşteri bilincinden bahsediyorsunuz, buna rağmen hepiniz sahnede duran bir müşterinizden habersizsiniz ”
Dinleyiciler donup kalmış. Derken bir alkış fırtınası olmuş. Mesaj anlaşılmış. Yıllar içinde bu olay IBM kültürünün bir parçası haline gelmiş.
Müşterilerinizin şirketinizden ne beklediğini ne aradığını ne istediğini her gün kendinize sorun.
İstedikleri ürününüz mü, hizmetiniz mi, bir deneyim mi, yardım, ilgi, önemsenmek. Belki de bunların tümüdür. Hayat hele iş hayatı basit olmalıdır.

Elemanın ile sıkı fıkı olman, onu tanımaman kadar kötüdür. #kenanbasarik

PAZARLAMA ÇOK ÖNEMLİDİR
Pazarlama bir algılar savaşıdır, ürünler değil. Rakibinizin müşteriler gözündeki algısı hız ise siz daha hızlı olsanız da müşteriler sizi öyle görmezler. Bende olmayın, özgün bir özelliğinizi bulun ve onu güçlendirin. McDonald’s hızlı olarak algılanır Burger King ben daha hızlıyım dese başarılı olamazdı.
Müşteri imaj, algı, fayda satın alır. Çok güzel bir markanızın olması size fayda sağlamayabilir.
Önce Eveready vardı, her şeyi, her çeşit pili üretiyordu. Sonra Duracell uzun ömürlü alkali piller ile geldi, bu konuda algı oluşturdu, uzman olarak görüldü. Müşteriler uzmanları severler.
Ürün liginin ilk 3 sırasında değilseniz işiniz zordur. Mümkünse ilk ikide yer bulun.
Tabi birde çok pahalı bir ürününüz olsun. Ama bu ürün diğer standart fiyatlı ürünlerinizden daha fazla özellikli olsun, müşteriye daha fayda sağlasın. Müşteriler bunu alırsa ne güzel kar edersiniz.
Yok almazlarsa sizin gibi kaliteli ürünler üreten bir firmanın standart fiyatlı ama yine kaliteli ürünlerini alırlar. Ne güzel kazan kazan durumu değil mi?
Müşteriler kaliteyi ucuza almayı sever. Ucuz malı kimse almak istemez. Müşterilerin ihtiyaçlarını ve istedikleri faydayı anlayan satıcılarınız varsa başarılı olacaksınız demektir.

İş kurarken, temeli inşa etmeden hızlı büyümeyin, ileride aynı hızla çökebilirsiniz. #kenanbasarik

TEK BİR PLANINIZ OLMASIN
Hayat ve özellikle iş hayatı istediğimiz gibi gitmez. Hep beklenmedik sorunlar çıkar. Bu hayatın gerçeğidir. Kötü şeylere hazırlıklı olun. Tek bir plan yerine işler kötüye giderse diye birden fazla planınız olsun.
Tek plana bağlı gidin ama bir anda o planı bırakmanız gerekirse elinizde en az bir tanede yedeğiniz olsun.
Vizyonunuza tabi ki bağlı kalın ama şartlar değiştiğinde şartlara uyum sağlamaya istekli olun.
Alternatif planlarınızı geliştirin, ne zaman ne olacağı bilemezsiniz hazır olun. Bu size durumlar ani şekilde değiştiği zaman fayda sağlayacaktır.
Her zaman beklenmeyeni bekleyenler bir adım önde olacaktır. Rakipleriniz değişime zorlandığında avantaja sahip olan siz olacaksınız.
Geçmişe fazla takılı kalmamak lazım, geçmişten ders alın ve unutun gitsin. Geçmiş geçmiştir geleceğe bakın.

Basitçe, Misyon: Ne olduğunuz. Vizyon: Gelecekte ne olmayı hedeflediğinizdir. #kenanbasarik

NE ZAMAN GERİ ÇEKİLECEĞİNİZİ BİLİN
Bazen yenilgiler yaşayacaksınız. Bununla yüzleşin ve geri çekilin. Hataları bulun, paylaşın, kabul edin, yüzleşin, çözüm yollarını bulun, gerekli dersleri çıkarın ve unutun.
Yenilgiler hayatın geçekleridir ve hep olacaklardır. Onları önceden görmemek ve düzeltmemek size sadece zarar verir.
İşleri doğru yapmaya odaklanıp doğru işleri yapmazsanız başarılı olamazsınız. Yapacağınız her şey size fayda saplasın, odaklanın, dikkatinizin dağılmasına izin vermeyin.
Geri çekilirseniz tekrar hamle yapıp kaybettiklerinizi fazlasıyla geri alma şansınız olabilir. Yenilginin telafisi vardır fakat kaybetmenin telafisi daha zordur. Zenginler paralarını kaybettiklerinde tekrar geri kazanmaları kolaydır, sizin ise eğer zengin değilseniz çok zordur. Elinizde ki her şeyi kaybetmemeye özen gösterin. Alacağınız riskler kaybetmeyi göze alabileceğiniz kadar olsun.

Küçük düşünüp Büyük başlayacağına, Büyük düşünüp Küçük başla. #kenanbasarik

ÜRÜN GAMINIZI GENİŞLETİRKEN ODAĞINIZI KAYBETMEYİN
Ürün gamını geliştirmeye para kazanmanın bir yolu olarak bakmayın. Birçok firma bende deyip her şeyi üretmeye çalıştı. McDonalds bile şarap işine, pizza işine girdi.
Siz odağınızı kaybetmeyin.
Boeing 727 planlanırken hedefler açık şekilde çalışanlara verilmişti.
– 131 yolcu kapasiteli olacak. – Miami-New York arasını direkt uçabilecek. – New York La Guardia havalimanının 4-22 numaralı pistine inebilecek ( kısa bir pist )
Bu basit, net hedefler başarıyı getirmiştir.
Boeing 727 orta boyda, dar gövdeli, üç motorludur. İlk kez 1963 yılında kullanıldı. Uzun yıllar en popüler yolcu uçağı oldu. 1.831 adet gibi rekor bir satış yaptı. Ancak 1990’larda Boeing 737 bu satış rekorunu kırdı. 2013 yılında halen 109 adeti kullanılmakta idi.
Her şeyi yapacağım deyip asıl işinizden uzaklaşmayın. Bir gün Bülent Eczacıbaşı ile bir toplantıda bir çalışan “Bülent Bey Halis Toprak banka kurdu, neden bizde kurmuyoruz” dedi. Hiç unutmam Bülent Bey “Biz işimiz hariç hiçbir şeye para yatırmayız.
Eğer bir gün kazandığımı işime değil bir bankaya yatırdığımı görürseniz gelip benden hesap sorun” dedi. Bugün Toprak Holding yok ve Eczacıbaşı çok değer verilen bir markadır.

İş kurarken ve işinizi büyütürken, ihtiyacınız olandan fazla sermaye toplayın. İhtiyacınız varken para bulmaya çalışmanız çok zor ve maliyetli olur. #kenanbasarik

MÜŞTERİLERİNİ KİŞİSEL OLARAK İYİ TANIYIN
Bu çalışanlara bırakılmayacak kadar önemlidir.
Her şey, hem de her şeyi patronun takip etmesi gerekir. Israrla…
Başarıyı ödüllendirmesi…
Patronlar satışın içinden geldiklerinde ya da satışın içinde olduklarında süreçlerin nerede koptuğunu, nerede hata olduğunu daha kolay görebilirler.
Yine bazı patronlar satıştan kopuk olmaları için kolayca bahaneler uydururlar.
En çok rastladığım “müşteriye sık gidersem benden taviz isterler “dir.
Eğer siz bu tavizleri istemelerine müsaade etmezseniz bu bahane geçerli olmaz. Müşteriler konuşmayı sever. Hiçbir yerden öğrenemeyeceğiniz bilgileri onlardan kolayca alabilirsiniz.
Ya da yalnızlığı seçersiniz, odanıza kapanırsınız, sekreterinize de gelenleri sallamasını söylersiniz. Artık ulaşılamaz bir tanrısınız.
Yetmezse kapınıza “Patron her zaman haklıdır, kötü haber duymak istemez ” yazdırın.
Çok sıkılırsanız da çevrenizi sizin ne kadar harika olduğunuzu düşünen danışmanlar ve çalışanlarla doldurursunuz.
İyi haber getirecek çalışanlar her şirket de kolayca bulunabilir. Özellikle yemek masanıza girmelerini sağlayacaksa.
Zaten onların tek işi budur.
Bir şirketin en önemli varlıkları müşterileri ve satış kadrosudur.
Satış teşkilatı bir futbol takımının kalecisi ve santraforu gibidir. Diğer oyuncular ise diğerleridir işte. Maçtan sonra onlardan bahsedildiğine şahit oldunuz mu?
Satış kadrosu kuvvetli olmayan şirketler müşterilerini kolayca kaybedebilirler. Yeni müşteri bulmak, eski müşterileri elde tutmak ve büyültmekten hep daha pahalıdır.
Patronların satıştan anlaması kesin olarak gereklidir.
Bir çalışma masası, dünyayı izlemek için tehlikeli bir yerdir demişler.
Satışın içinde olmayan bir Patronun doğru vizyon, misyon, stratejiler belirlemesi mümkün değildir.
Üretime, muhasebeye, insan kaynaklarına yeteri kadar ararsanız iyi çalışanlar bulursunuz. İyi satıcıları ise o kadar kolay bulamazsınız.
Satıcıların bu mesleği seçmelerinin sebebi özgür olmak istemeleridir. Masa başında oturmak istememeleri, gün içinde şahsi işlerini yapmak istemeleri. Canları sıkkınken bir yerde oturup, bir kahve içmek istemeleri. İşi erken bırakıp erkenden eve gitmek.
Peki patron buna izin mi vermeli?
İşini batırmak isteyen Patron tabi ki izin verebilir. Haftada bir veya en iyi ihtimalle iki kez potansiyelimizin tepe noktasına çıkarız. Bu noktalara müşterimizin yanında yakalamak bize kazandırır. Kimse yalnız başına yeteri kadar güçlü olamaz.

Eğitimli, yani diplomalı olmamak sizin seçiminiz olmayabilir fakat kendinizi eğitmemek kesinlikle sizin seçiminizdir. #kenanbasarik

MÜŞTERİLERİNİZİ ELDE TUTMAK İÇİN HER ŞEYİ YAPIN
Müşteri elde etmek çok zahmetli daha da kötüsü pahalıdır. Elinizde ki müşterileri kaçırıp sonra tekrar müşteriniz yapmak zorken neden onları elde tutmak için çaba göstermeyesiniz. Düşündüğünüz zaman müşteri kaybının ana nedeni müşterilerin kendilerini önemsemediğinizi düşünmeleridir.
Memnun olmayan müşteri mutlaka düşüncelerini yakınındakiler ile paylaşır. Daha kötüsü sosyal medyada paylaşır.
Sorun bir anda yayılır, büyür, size zarar verecek hale gelir. Çok kimse yaşadığı sorunları size söylemez ama başkalarına rahatlıkla söyler, sosyal medyada büyük bir zevkle yazar. Yapılacaklar o kadar kolay ve maliyeti o kadar düşük ki aslında.
– Sorunu dinle. – Özür dile. – Sorunu tekrar et. Anladığından emin ol. – Hızla çöz. – Çözümünü söyle. – Özür dile. – Müşterinin memnun olduğundan emin ol. – Tekrar gelmesi için davet et. – Sorunu ve çözümünü şirket içi yazılı yayınla, herkes bilsin ve yayınlasın.
Bu kadar basit. Bu yöntem hayatınızı çok kolaylaştıracaktır, işinize olumlu katkı sağlayacaktır.
Müşterinin yerine kendinizi koyup empati yapmayın, sadece sorun ve bu yolu adım adım takip edin. Empati yaptığınızda aslında kafanızda ki düşünce sizin fikrinizdir, müşterinin ki değil. Sadece kendinizi kandırırsınız empati yaptığınızda. Karşınızda ki ile sohbet ettiğinizde, doğru sorular sorduğunuzda onun düşüncelerini en doğru şekilde öğrenmiş olursunuz.
Çalışanlarınızın, müşterilerinizin ve tedarikçilerinizin size rahat ulaşacakları bir mail adresiniz olsun. Buraya gelen sorunları çözmeye vaktiniz olmayabilir. O zaman bunları çalışanlarınıza dağıtın, sorunların çözüldüğünden emin olun, takip edin, sonuçlandığını görün. Müşteriye dönüp memnuniyetini sorun.
Paul McCartney Beatles’ın dağılma sürecine çok büyük konserler vermelerinin başlattığını söyler. Samimiyetiniz, müşteriler ve elemanlarınız ile bağlarınız büyüdükçe zayıflar, buna izin vermeyin.
Müşterilerinizin hayatlarında yer alın, bir parçası olun. Onlarla asla rekabet etmeyin. Sizi rakip olarak görürlerse bitersiniz. Zayıfladığınız anda ilk tekmeyi onlardan yersiniz.
Uzun vadede piyasalarda iki firma kalır. Duracell-Eveready, McDonalds- Burger King, Calgate-Crest ( bizde İpana) Boing-Airbus, Caca Cola-Pepsi, İpone-Samsung. İlk ikiye girmeye odaklan.
Bu konuma sizi sokacak olan müşterileriniz ve onların sizin hakkınızda ki algılarıdır.

Bir satıcı lazımken “üç tane alalım, iyisini tutarız, diğerlerini çıkarırız” diyen yöneticiler var. İnsanları işinden çıkarıp 1-2ay sonra yollamak nasıl bir insanlık. #kenanbasarik

SATICILARINI KENDİ HALLERİNE BIRAKMAYIN
Çalışanlarınızı takip edip diğer çalışanları zehirleyen olumsuz, dedikocuları hemen işten çıkarın.
İşten çıkardığım herkes dedikodu yapanlar, şirketi müşteriye, arkadaşlarına kötüleyenler idi.
Dedikodu işinizi mahveder. Ne yaparsanız yapın işinden memnun olmayan ve bunu dile getiren çalışanlar şirketinize zarar verir.
Özellikle satıcılar şirket dışında müşterilerinize karşı sizi temsil ederler. Onların dedikoduları tüm çalışanlardan daha fazla şirkete zarar verir.
Satıcıları yönetmek için şirket vizyon, misyonuna onları da katmak gerekir.
Satış hedeflerinin çok açık olması gerekir.
Hedefleri belirlerken “satın size şu kadar para “pek motive edici olmaz.
Satıcılar bir sistemin parçası olmak isterler.
Satıcılar önemsenmek ister, fikirlerinin dinlenmesini ister.
Tüm çalışanlar bazı kararların alınmasında özgür bırakılmak isterler.
Mutsuz çalışanlar verimliliğimizi %31 düşürür.
%20 kar marjı ile çalışan bir firma iseniz satıcılarınızın yapacağı %10 indirim karınızı nerede ise yarıya düşürür. Bu durumda aynı karı yapmak için 2 katı satış yapmaları gerekir.
Satıcılar kar oranınızı bilmezler, onların işi satmaktır. Satıcıdır onlar satmamacı değil.
Satıcılar hep daha iyi fiyat isterler, kar ile ilgilenmezler. Çünkü kar patron olarak sizin işinizdir. Onların istedikleri fiyatı kabul ediyorsanız karınızdan memnunsunuz demektir.
Tek seferlik indirim yoktur. Bir kez indirim yaptınız mı hep yapmanız istenir. Müşteriler çok akıllıdır, en azında sizin kadar akıllıdır. Onlara sattığınız ürünün karşılığını verdiğinizi kanıtlamanız gerekir.
Müşteriler umut satın almaya meyillidir, olumsuz konuları açmayın, açıldıysa da hemen kapatın.
En büyük rakibiniz rakipleriniz değil müşterilerinizdir. Müşterilerinize rakiplerinizden daha fazla odaklanın.
Satıcılarınızı kar edebileceğiniz müşterilere yönlendirmek sizin işiniz olmalıdır. Satış teşkilatınız zamanlarının yeterli bir oranını karlı müşteriler bulmaya ayırmalıdır.
İşte tam da bu yüzden onları asla kendi hallerine bırakmayın. Güveniyor olabilirsiniz ama güven kontrole engel olmamalı.

Çoğunluğun bir şeye doğru demesi onu doğru yapmaz. #kenanbasarik

SATIŞ FİYATINIZIN DOĞRU OLDUĞUNDAN EMİN OLUN
Satış fiyatınız yanlış ise çok satmak size zarar verir. Günümüzde kar marjları o kadar düşük ki yapacağınız en ufak bir fiyatlandırma yanlışı sizi batırabilir. Alış fiyatınız yanlış ise çok almak sizi batırabilir.
Fiyatlarınızı kişisel olarak kontrol edin, kimseye güvenmeyin.
– Doğru şeyi. – Doğru miktarda. – Doğru şekilde. – Doğru fiyata. – Doğru pazarda. – Doğru müşteriye. – Doğru satış teşkilatı ile. – Doğru tahsilatla ALIN ve SATIN.

Saçma olan sorular değil, cevaplardır. #kenanbasarik

ÇALIŞANLARINI MÜŞTERİ MEMNUNİYETİNDE YETKİLENDİRİN
Amerika’da bir Starbucks şubesinde haftanın belli günleri yaşlı bir karı koca çift gelir ve iki fincan kahve ile bir porsiyon tatlı alırlarmış.
Daha sonra bir boş tabak, iki çatal ister ve tatlıyı bölüşerek yerlermiş. Çalışanlar onları hayranlık ile seyreder, onlar gibi bir çift olarak yaşlanmayı umut ederlermiş.
Bir süre sonra yaşlı çift gelmez olmuş. Starbucks çalışanları meraklanmış ama telefonları olmadığı için arayamamışlar.
Çalışanlardan bir kız sabah erkenden işe giderken yaşlı kadını görmüş. Kadın o çok sevdiği hayat arkadaşını kaybetmiş.
Yaşlı kadın çalışan kıza “Ben kendimi bildim bileli her şeyimi onunla paylaştım. Tatlınızı tek başıma yiyemem ki “demiş.
Starbucks çalışanı yaşlı kadının koluna girmiş, Starbucks’a beraberce gitmişler.
Yaşlı kadını koltuğa oturtmuş ve iki kahve hazırlamış, yanına da tek porsiyon tatlı ile yaşlı kadının karşısına oturmuş.
Tatlıyı ikiye bölmüş ve karşılıklı sessizce yemişler.
Yaşlı kadının o anda ağladığını söylememe gerek yok sanırım.
Starbucks ile ilk tanışmamda bunun bir hikâye olduğunu düşünüyordum.

Bir gün İzmit Outlet Starbucks’da kahvemi içtikten sonra arabama gittim. Ayağım iyi değildi ve zor yürüyordum. Arabamı çalıştırmadan kafamı arkaya attım ve soluklanırken arabamın camı tıklandı.
Starbucks’da çalışan bir kız bana kötü gözüktüğümü, kendisiyle dükkâna geri dönüp doktor çağırmayı önerdi. Ben teşekkür edince de hiç olmazsa gelip bir kahvelerini içmemi, dinlenmemi önerdi.
Şaşkınlık uyandıran bir müşteri deneyimi. Starbucks merkeze teşekkür maili attım, hemen döndüler. Bu çalışan daha sonra mağaza müdürü sonrada bölge müdürü oldu.
Starbucks çalışanlarına müşteri deneyimi yaratmaları için yetki veren çok iyi bir firma.

Açık kapı sistemini uygulamanızın nedeni, ispiyoncuları dinlemek olmamalı. Çalışanlarınızın yapıcı fikirlerini, eleştirilerini öğrenmek olmalı. #kenanbasarik

YAPILACAK İŞLER LİSTESİ KULLANIN VE KULLANDIRIN
Burger King, McDonald’s, Starbucks gibi tüm başarılı şirketlere bakarsak hepsinin bir anayasası olduğunu görürüz.
Bu anayasanın ilk maddesi müşterinin kral olduğudur.
Ülkelerin bile anayasası yok mu?
Anayasalar yapılması gerekenleri kayıt altına alır. Ne yapmamız gerektiğini gösterir.
Satışçılara yol gösterecek bir operasyon kitabı, satış kitabı, müşteri ilişkiler kitabı, yapılacak işler listesi, kontrol listesi… ne derseniz deyin bir anayasa hazırlamalısınız.
Satış teşkilatınız sabah işe geldiğinde o gün ne yapacağına o anda karar vermemeli.
Her sabah işe geldiğine, müşteri ziyaretinde, tahsilat yaparken yapacakları liste halinde elinde olmalı.
John Hopkins Hastanesi’nde yoğun bakım uzmanı Peter Pronovost 2001 yılında bir kontrol listesi denemeye karar verdi. Ameliyat ekiplerinin bir günde yapması gereken her şeye yer vermek gibi bir hedefi yoktu.
Hedefi sadece ameliyat sırasında oluşan santral katater enfeksiyonları en aza indirmekti.
Basit bir kâğıda, doktorlar için yapmaları, daha doğrusu zaten yaptıklarını farz ettiği işlemler için bir kontrol listesi yazdı.
1- Ellerini sabunla yıka
2- Hastanın cildini antiseptik olan klorheksidinle temizle
3- Hastanın üzerine steril örtü ört.
4- Maske, kep, steril önlük, eldiven kullan.
5- Katater takıldıktan sonra giriş yerinin üzerini steril pansuman malzemesi ile kapat.
Bu kadar basit.
İki yıl sonra sadece o hastanede kırk üç enfeksiyonu ve sekiz ölüm engellendi. İki milyon dolarlık tasarruf sağlandı.
Her zaman yaptığımız işler de bile hatalar, unutmalar yaşarız.
McDonald’s hiçbir işi çalışanlarının insiyatifine bırakmaz. Tabi ki müşteriyi kazanmak için gerekenleri yapmakta çalışanlar özgürdür.
İnşaat sektöründe de kontrol listesi şantiyeler için olmazsa olmazdır.
İnşaatlar tıp ile benzerlik gösterir. Binalar insan vücuduna benzerler. Derisi vardır. İskeleti vardır. Sinir sistemi vardır: elektrik tesisatı. Damar sistemi vardır: su tesisatı. Solunum sistemi vardır: havalandırma.
Yürütülen projeler on altı farklı kalem içerir. Taşıyıcı sistemler (asansör ve yürüyen merdivenler), mekanik sistemler (ısıtma, havalandırma, su tesisatı, klima tesisatı, yangından korunma) duvar işçiliği, beton yapılar, metal yapılar, elektrik sistemi, kapılar – pencereler, ısı ve ses sistemleri (su ve ısı yalıtımı dahil) kaba-ince imalat, şantiye çalışması (hafriyat, atık ve yağmur suyunun toplanması ve yürüme yolları), halı döşemeden boya badanaya, peyzaj düzenlemesine kadar çok detaylı bir çalışmadır.
Tüm bu işlerin kontrolü için kontrol listeleri vardır.
Her iş yapıldığında yapıldığına dair işaret konur.
Her işin uzmanı vardır.
İnşaatta da aynı tıp da olduğu gibi hata payı yoktur.
İkisinde de bilgi paylaşımı önemlidir. Yaşananları diğer meslektaşlara bilgi olarak sunmak önemlidir.
Şirketlerde de yapılan ciddi hataların en önemli nedeni iletişim bozukluğudur. İnsanlar birbirlerini çok iyi anlarlar ama anladığını belli etmek çoğu zaman işlerine gelmez.
Bir kontrol listesi hazırlama hedeflerinizi daha sistematik hale getirir.
Patronlar başta satış olmak üzere, muhasebe, finans, insan kaynakları gibi her departman için kontrol listesi hazırlamalıdır.
Bu listeyi hazırlarken başarılı çalışanların neden başarılı olduğunu bulun. Başarıya götüren noktaları yazıya dökün ve onların başarı sırlarını klonlayın. Başarı taklit edilebilir.
Olumsuz davranışlar olumlu davranışlardan daha kuvvetlidir. Yapılan olumlu davranışları geliştirip diğer çalışanların uygulamasını sağlarsanız başarılı bir çalışan gücünüz olur.
Bu kontrol listesini hazırlarken Pareto ilkesini yani ünlü 80/20 kuralını dikkate alınmalıdır.
Richard Kock ” 80/20 ilkesi, az sayıda neden, veri veya çabanın, genellikle elde edilen sonuç, verim veya ödülün büyük bir kısmına öncülük ettiğini” ileri sürer.
Başarı dünyasında hiçbir şey eşit değildir.
Çabaların sadece bir kısmı nerede ise elde edilen karşılığın tamamını verir.
Az sayıda fikir elde edilen başarıların büyük kısmını sağlar.
Yapılacak işler ve kontrol listeleri sade ve sonuç alıcı olmalı. Çalışanlarınızın zaman kaybı diye yapacakları itirazlara kulak tıkayın. Bir pilotun kalkış, seyir ve iniş sırasında uyguladığı kontrol listesini görseniz beni daha iyi anlarsınız.
Başarı, doğru şeyi yapmakla gelir, her şeyi doğru yapmakla değil.
Patronların artık gerçekçi bir vizyon, misyon ve bir iki önceliği belirlemesi gerekir.
Ve patronun kontrol listelerinin kullanılmasını sağlaması ve süreçleri kontrol listeleri yolu ile takip etmesi, takip etmesi gerekir. Israrla…
Başarıyı ödüllendirmesi…
Siz bir Patron değilsiniz, patron müşterilerinizdir. Ne zaman karşınızdakine ben patronum derseniz işte o zaman siz bitmişsiniz demektir.
Şirketiniz başkalarına bırakılmayacak kadar önemlidir. O sizindir, başkasının değil. Şirketinizin kurumasına izin vermeyin. LÜTFEN…

Japonlar ne güzel demiş “çıkan çiviye çekiçle vuracaksın”. O zaman her şeyin çivisi bu kadar kolay çıkmaz. #kenanbasarik

UZMANINDAN YARDIM ALIN
Her işi bilmemiz imkansızdır, tüm başarılı şirketlerin kuruluşunda birden fazla kişi vardır. Zayıf taraflarımızı tamamlayacak kişilerle çalışın. Size gerçeği söyleyecek kişilerle çalışın. Daha da önemlisi kuvvetli taraflarınızı geliştirecek kişilerle çalışın.
Fikirleri alın ama aynı ekip çalışmasında olduğu gibi son kararı siz verin. Her ekip de bir son karar verici gereklidir.
Uzmanın yaptığı olumlu işleri tekrarlarsan o işin alışkanlığını kazanırsın. Bilgi potansiyel bir güçtür, ancak belli bir hedefe yönelirse başarıyı getiren bir güç haline gelir.
Bir işte uzman değilsen ve elinde uzman varken neden standart bir işe razı olasın. Hiç kimse tek başına başarılı olmamıştır.
Bir şirket Amerika’dan ünlü bir uzman getirmiş. Adam ilk toplantıda bakmış patron alıyor sazı eline herkese ne yapacaklarını dikte ettiriyor.
Toplantı bitince sizin bana ihtiyacınız yoksa neden sizinle çalışmam için çağırdınız, yok ihtiyacınız varsa neden yapılacak her işi siz söylüyorsunuz deyip Amerika ya geri dönüyor.
Bir işi mükemmel biliyorsanız siz yapın ya da bunun imkansız olduğunu kabul edip uzmanını işe alın.

Büyük liderlerin deneyimlerini, iş yapma ve iş yaptırma tarzlarını okuyarak öğrenmek,anlamak ve uygulamak, öğrenmenin en iyi yollarındandır. #kenanbasarik

STANDART OLMAYIN; STANDART’A RIZA GÖSTERMEYİN
Standart sıkıcıdır. Sıkıcı olan şey ucuzdur. Eğer ucuzsanız rekabetin içinde olursunuz. Rekabet sizi dinç tutar ama karsızdır. Standart sıradandır. Maliyetlerinizi düşürmeniz gerekir, yaratıcı olmanız gereken zamanı tüketir.
Sizin rakiplerinizden farkınız ne? Müşteriler neden sizi tercih etsin?
İnsanlar ilk kez bir ülkeye seyahat ettiklerinde McDonald’s veya Burger King’i tercih ederler. Çünkü McDonald’s vaya Burger King standartı sunar. Sürpriz yoktur, her ülkede aynı ürünü yersin. Ama sen belki Mcdonald’s dan güzel hamburger yapabilirsin ama McDonald’s karşısında ona rakip olamazsın. Burger King’in çok iyi işleyen bir sistemi olmasaydı McDonald’s a rakip olabilirmiydi? Çünkü olay sistemdir. O yıllar içinde sistemini kurdu ve çok önde.
Farklı olmak zordur, risk almayı gerektirir ve risk tehlikedir. İnsanlar bir şey kazanamamaktan çok kaybetmemeyi isterler.
Şehir içi trafikte yol almak yavaştır, otobana çıktığınızda ise hızınız artar, araç sayısı azalır.
Ya ayağını basacak sağlam bir yer bul ya da uçmayı öğren.
Bir işi ya yapın ya yapmayın, ne olursa olsun yaparmış gibi yapmayın.

Sürdürebilir Büyümenin Ekonomik Büyümeden farkı: Gelecek nesillerden çalmadan, mevcut neslin ihtiyaçlarının karşılanması. Fark ne kadar büyük değil mi? #kenanbasarik

İŞ YERİNİZDE ORDU YAPILANMASINA SON VERİN
Eski şirketler yıllardan beri bir ordu disiplini altında çalışıyorlardı. Üniformaları ise beyaz gömlekler, lacivert veya gri takımlardı. McDonald’s, Burger King gibi firmalarda çalışanlardan beklenen şey tam olarak ta ordu disiplini içinde olmaktır. Siz ise daha serbest ortam yaratın, sizin isteğiniz vizyonunuza sahip çıkacak, destek verecek çalışanlardır.
Ordularda ki gibi rütbeler, ünvanlar kişilerin fikirlerini serbestçe söylemelerine engel olur. Onların fikirlerini dinleyin ve katkıları için teşekkür edin. Yapın veya yapmayın önemli değil ama dinleyin ve teşekkür edin.
Ordu yapılanmasını benimsemiş kuruluşlarda CEO karar verir ve Genel Müdüre talimat verir. Genel Müdür Müdürlere talimat verir. Onlar şeflere, Şefler çalışanlara diye bu sinsine devam eder. Bu aynen ordularda da böyledir.
Amerikan ordusu bu sistemi değiştirmiştir. 1980’li yıllarda KOMUTANIN NİYETİ adlı bir kavramı uygulamaya soktu. Artık komutan kısa, öz olarak emrinin üzerine planın amacını ve almak istediği sonucu yazmaya başladı. Ordular savaş alanında düşmanla karşılaştığında kademeler arası iletişim kopabilir, siz her istediğinizi madde madde emrederseniz başarısız olabilirsiniz. Komutanın Niyeti kavramı ile her düzeyde ki rütbeli gerektiğinde doğaçlama yapabilmeye başladı.
Hiçbir plan müşteri ile temas halini planlayamaz. Planlama sizin için bir antreman olacaktır, beyin antremanı. Kuşkusuz yararlıdır. Ordular savaşlarda çok işe yarar fakat biz savaşta değiliz, iş dünyası artık ilişkiler ağı ile kurulu. Savaşları kazanmak bize sadece kızgın rakipler, müşteriler, çalışanlar kazandırır.
Her yaptığımız bize kazanç sağlamalı. Savaşıp kazanmak bize bugüne kadar ne kazandırdı. Size kazandırdıysa sorun yok devam edin. İlişkiler karşılıklı kazankazan ve ver-al üzerine biçimleniyor.
Ön saflarda müşterileriniz ile iletişimi kuran çalışanlarınız hiç olmadıkları kadar önem kazandı. Ön saf artık şirketin en önemli bölümü. Parasını verip çok iyi bir muhasebeci bulabilirsiniz ama çok iyi bir satıcı bulmak o kadar kolay değil. Satış kadronuz ne kadar iyiyse üretimi de mükemmel olamaya zorlarlar.
Dikey yönetim değil yatay yönetimi tercih edin. Dikey yönetim tarzında kademelerden birinde ki yanlış seçilmiş kişi tüm işinizi berbat eder.
İyi askeri liderler barış zamanı yetişmez, siz ise barışta en iyi liderleri bulun veya yetiştirin.

Nasıl her süper futbolcudan süper antrenör olmazsa, her süper çalışandan da süper yönetici olmaz. Yöneticilik takım oyunu ve birçok başka yetenek gerektirir. #kenanbasarik

SATIŞ TEŞKİLATINIZDA PRİMİ KALDIRIN
Satış teşkilatınıza verdiğiniz primler işinizi baltalıyor. Prim tek başına bir motivasyon aracı değildir, olamazda.
Prim alışkanlık yapar, primi kazanamayan satış teşkilatı işten kopar.
En başarılı firmalarda prim yoktur. İyi maaş alan, kendisine önem verilen satıcılar işlerini zaten iyi yaparlar.
Prim vermek satışa odaklanmaya yol açar. Evet satış çok önemlidir var olmamız için elzemdir. Ama önemli olan mükemmel bir satış deneyimi yaratmaktır.
Prim için elemanlarınız satışta risk alırlar, hem de hiçbir zaman almayacakları riskleri. Yeni müşteri arayışına girmezler. Tabi birde hedeflerini tutturduklarında, ay sonuna kadar satış için gerekli çabayı göstermeyebilirler. Ya da aldıkları siparişleri öbür aya bırakırlar. Öbür ay ne olacağını bilemeyiz, rakipler beklemez, satışlar kaçabilir.
Eleman alırken sektör dışı insanları seçin. Konumuzu çok iyi bilmeleri şart değil, öğrenirler. Önemli olan iyi insan olsunlar. İşlerine tutku ile bağlı olsunlar. Yüzleri gülsün, insan ilişkilerinde çok iyi olsunlar. Beraber olmaktan zevk aldığınız, sizin yüzünüzü güldüren kişileri şe alın.
İnsanlara işi öğretebilirsiniz ama iyi insan olmayı öğretemezsiniz.

Sınırların dışına çıkmak başarı şansını arttırabilir. #kenanbasarik

AJANDA KULLANIN VE KULLANDIRIN
Not defteriniz olamadan hiçbir yere gitmeyin. Binlerce kişiyle tanıştım, iş yaptım ve çoğunun not almadığına şahit oldum.
Not tutmak karşınızda ki kişiye göstereceğiniz saygıdır, önemdir. Karşınızda ki konuşurken not almak ona önem verdiğiniz gösterir.
Not almayan bir patron ile karşılaştığımda onun sözlerine, isteklerine fazla önem vermedim. Çünkü dediğini unutacağını biliyordum. İstediği bana fayda sağlıyorsa tabi ki yaptım ama kendim için.
Çalışanlarınızı not tutmaya alıştırın ve bunu ısrarla isteyin. Not edilmeyen her şey unutulur. Bazı ülkelerde mahkemelerde notlar delil olarak kabul edilir.
Yazıya dökülen eylem planlarının gerçekleşme şansı daha yüksektir.
Sizin her sözünüzü not etmeyen biri müşterilerinize nasıl davranıyordur?

İyi şeyler düşünen, iyi şeyler yapar. #kenanbasarik

SADELEŞİN
Hayatınızda işinizde sadeleşin. Sade olmak en zor şeydir. Etrafınıza, hayatınıza bakın olmasaydı da olurdu dediğiniz ne çok şey var değil mi?
Sadeleştiğinizde yeni şeylere, güzel şeylere yer açarsınız. Çalışma masanız tertemiz olsun, siz gördüğünüz başarılı insanların çok çalıştıklarını mı sanıyorsunuz.
Şirketinizi sadeleştirdiğiniz zaman gereksiz kurallar, formlardan kurtulursunuz. Bunu yaparken düzensizlik olun demiyorum, şirket kültürü sizin davranışlarınızın etrafında oluşur. Şirketinizi çalışılabilen bir yer yapmak size katkı sağlar.
Vereceğiniz kararların sonuç odaklı olmasına dikkat edin. Bu kritik hamleler en az maliyetli, cebinizden nakit çıkışı yaptırmayacak, en hızlı uygulayabileceğiniz, elinizde var olanlar ile yapabileceğiniz sade, basit, sonuç odaklı olmalıdır.
Her bir hamle size para kazandırmalı.
Kritik hamlelere karar verirken size para kazandırmayacak hiçbir şeye para harcamayın.
Sevdiğiniz işi yapın, hayat çok daha güzel olacak o zaman.

Kazanan her şeyi alır. Yanlış. Kazanan geriye kalanı alır. Yenerken rakibinizi yok etmeyin, gerçekten kazanın. #kenanbasarik

YÜZÜNÜZ ÇİÇEK AÇSIN
Popüler değil mükemmel. Ünlü değil sevilen olun. Sevilmeyen kimseler saygıda görmez. Çalışanlarınız ve müşterileriniz siz güçlü iken zaten saygı göstereceklerdir.
Sevgi birçok kapıyı açar. Sevgi saygıyı getiri. İnsanlar sevdiklerinle iş yapmak ister. İnsanlar sevdikleri için çalışmak ister. Gülümsemek bedavadır. Belki şu anki işimizi biz seçmedi ama nasıl davranacağımıza biz karar verebiliriz.
İşinize, kendinize, çalışanlarınıza, müşterilerinize, tedarikçilerinize âşık olun.
Sevdiğiniz işi yapın ya da işinizi sevmenin bir yolunu bulun.

Hiçbir başarılı şirket bir günde oluşmadı. Hiçbir başarılı insan bir günde bu haline gelmedi. #kenanbasarik

İŞYERİNİZ ÇİÇEK AÇSIN
İş yerinize ilk gelen müşterinizin arabasını park ettiği otoparkınız onunla ilk temas yerinizdir. Siz ve çalışanlarınız neden en iyi yere park ediyorsunuz. Orası müşterinizin yeri olmalı.
AVM’ler neden park yerinizde müzik yayını yok, ya da tuvaletlerinizde, bunu yapmak çok mu zor?
İş yerinizin tuvaleti neden bu kadar estetikten uzak, bazen de yeteri kadar temiz değil.
Lobiniz tamam da çalışanlarınızın yemekhanesi neden motive edicilikten bu kadar uzak.
Görüşmeye gittiğim iş yerlerinde en çok çalışanlara dikkat ederim. Çalışanların davranışları, giyim tarzları şirket hakkında hep en iyi fikirleri verir.
Kozmetik sektörünün büyük bir firması ile iş görüşmesine gitmiştim. Her zaman yaptığım gibi 15 dk erken gidip sekretere yakın oturup o ve yanına gelen şirket çalışanlarını gözlemledim. Bu konuşmalardan ayın 17 si olduğu halde aylıkların ödenmediğini öğrendim. Görüşme benim için başlamadan bitmişti.

IKEA çorba 2.95, kahvaltı 6.95, pohaça 1.50, su böreği 3.95, sosisli + sınırsız kola 3.95. IKEA bu ucuz fiyatları, insanlar “Vay canına, IKEA ne ucuz. Mobilyaları buradan alalım” desinler diye veriyor. #kenanbasarik

EĞLENİN
Dünya çapında başarılı şirketlerin ilk kuruluş anlarında, kartopu dönmeye başlamadan önce çalışanların, patronların eğlendiği şirketler olmuşlardır.
Her gün işinize gülerek, neşe içinde gidin. Bunu yapabilirsiniz. Neşe bulaşıcıdır, neşe yaratıcılığa yol açar, izin verir. Eğlence, esneklik, sınırları olmayan şirketler başarının anahtarlarıdır.
Esnek, gayrı resmi, hızla karar alabilen, eğlenceli şirketler müşterilerini iyi anlar, onların ihtiyaçlarını daha hızlı çözer.
Hayat sadece para, başarı olmamalı. Bizler eğlendiğimiz, çalışanlarımızın gülerek çok sıkı çalıştığı, şirketimizin bir parçası olduğunu hisseden çalışanlar ile müşterilerimize daha iyi hizmet ederiz. Bu dünyada izimizi bırakırız.

İş planı sabit (statik) iken iş modeli değişken ( dinamik) dir. #kenanbasarik

DÜŞÜNÜ SAT, BİR HİKAYEN OLSUN
Başarılı şirketlerin bir kuruluş hikayesi vardır. Apple’ın bir hikayesi olmasaydı bu duruma gelemezdi. Steve Jobs hakkında ona çok yakın olan çalışma arkadaşlarının yazdıkları kitapları mutlaka okuyun. Kesinlikle ilham verici bir insan.
Mükemmel şirketi bir hikayen olmadan kuramasın. BENDE tarzı, diğerlerine benzer şirketlerden birini tabi ki kurabilirsin. Parada kazanabilirsin, istediğin sadece para ise. Ama işin ile iftihar eder misin, mutlu bir şekilde işine gidermişin, dünyanın daha güzel bir yer olmasına bir çivide sen çakabilir misin?
Dünyayı değiştirenler; hikayeleri olanlar, tutkuları olanlar, coşkuları olanlardır. Standart olmayı kabul etmemeniz lazım. Bir koyun gibi birilerinin peşinden gitmek sizi mutlu eder mi? Ediyorsa devam edin, sorun yok. Ben bunu kabul etmem, etmedim de.
Farklı düşünen kişilerin farklı şirketleri dünyayı daha güzel hale getirdi.
Şirketin senin ve çalışanların için bir yuva olsun.

Son olarak şirketinizi şahsi olarak arayın ve operatöre ulaşana kadar verilen mesajlara bakın.
Petrol bulmak için elinizden gelenin en fazlası kadar kuyu kazmanız lazım.
Başarılı olmanız için hep ortalıkta görülmeniz gerekir. Ulaşamadığınız müşteri sizin değildir.
Geliştirmek değiştirmekten daha doğrudur.
Sonucu ölçemediğiniz hiçbir şeyi yapmayın, para harcamayın. Çalışanlarınız size para harcayacak bir konu ile gelirlerse onlara bu harcama bana ne getirecek diye rakamsal sonucu isteyin.
Başarı sizi bozmasın, müşterilerinizden, pazardan ve çalışanlardan uzaklaştırmasın.
Bir işin yapılamayacağını bilmezseniz o işi yapma olasılığınız artar.
Tanınmak siz ve şirketiniz için önemlidir, ama iyi tanınmak daha önemlidir. İyi şekilde anılın.
Başarısızlığı kabul etmeyin, başarıyı elde ettim yeter diye de düşünmeyin.
Vasat insanlar çok fazla konuşurlar, az konuşun, çok sorun, çok dinleyin, çok öğrenin. Unutmayın en iyi öğretmenlerde öğrencidirler.

BAŞARILAR SEVGİLİ PATRONLARIM.